Ana Sayfa  >  ArşivAbonelik  >  KünyeBize Dair  >  İletişim
     
Mart 2008


Editörün Notu
İzler
Haberdar
Çizi Yorum
Abone Kampanyası

BİR ZAFERİN SORUMLULUĞU

resim

19. yy’ın sonlarına doğru Avrupa, iki ucunda da kristaller asılı duran bakır bir tele benziyordu. Büyük güçler arasındaki sürtüşme, bu teli alabildiğine ısıtmış, kopması an meselesi hâline gelmişti. Millî birliğini İngiltere ve Fransa’dan sonra inşâ eden Almanya, hem sömürge paylaşımında hem de kıta içi iktisadî paylaşımda bu iki devletle arasındaki açığı kapatmayı amaçlıyordu. Almanlarla aynı soydan gelen ve tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi son demlerini yaşayan Avusturya-Macaristan’la, yine Almanlar gibi geç toparlanan İtalyanların birbirine yakınlaşması, Avrupa devletlerinin iki ayrı kampa ayrılmasına sebep oldu: İttifak ve İtilaf devletleri. Bu kamplaşmada Rusya, İtilaf Devletleri’nin yani İngiltere ve Fransa’nın yanında yer alacaktı.

Aslında tarihteki savaşların çok azı ansızın patlak vermiştir. 1900’lü yıllara gelindiğinde, Kıta Avrupası, yeni yüzyılın bir savaşla açılacağının farkındaydı. Bu savaşla dünya yeniden şekillendirilecekti. Yüzyılın başında hâlâ daha Balkanlar’da ciddi bir toprağı bulunan Osmanlı İmparatorluğu, elbette bütün bu gelişmelerden an be an haberdardı ve artık bir hâriciye disiplini hâline gelmiş denge politikasıyla, geleceği görmeye çabalıyordu. 1914 yılında, bir Sırp gencinin Saraybosna’da bir köprü üzerinde Avusturya-Macaristan İmparatorunu öldürmesiyle başlayan I. Cihan Harbi’nden önce, Osmanlı İmparatorluğu’nun taksimâtının nasıl yapılacağı zaten görüşülüp karara bağlanmıştı. Eğer İngiliz ve Fransızlar sözlerinde dururlarsa, Boğazlar Ruslar’a verilecek ve Çarlık, sıcak denizlere inme konusundaki tarihî hayâlini gerçekleştirmiş olacaktı.
Yazar: Ali Erdem

Devam


YENİLMEZLERİN YENİLDİĞİ YER
ÇANAKKALE

resim

Kasım’ın üçü. 1914 yılı...

Hava kapalı. Bulutlar İtilaf Donanması gemileriyle birlikte Çanakkale üzerine doğru yuvarlanıyor. Zırhlılar, Ege’nin dalgalı kucağında inat ve öfke ile ilerliyor. Namlular Çanakkale’ye yönelik, gemilerdeki bütün gözler de…

Seddülbahir Kalesi’nin kalkerli kum taşlarıyla örülü gözetleme kulesinde bir er kara bulutlara bakıyor. Yuvarlana yuvarlana sanki kara haber getiren bulutları izliyor. Sonra gözlerini deniz yüzeyine indiriyor. Çalkalanıp duran deniz kendisini hâlden hâle koyuyor. İyot kokusunu içine çekiyor. Hava soğuk. Elleri üşüyor. Ancak tüfeğini sıkı sıkıya tutuyor. Zırhlıları görünce heyecan içinde “Dikkat!” düdüğünü öttürüyor. Bir anda onlarca top namlusundan fırlayan top mermileri, İtilaf Donanması ve orduları için sonun başlangıcını oluşturacak o büyük yangının ilk kıvılcımını çakıyor. Hedefleri boğazın girişindeki Orhaniye ve Seddülbahir Tabyaları…
Yazar: İsmail BİLGİN

Devam