Ülkemizin Geleceğini Düşünelim Asistanlara Sahip Çıkalım!

Bizim okulda her işi asistanlar yapıyor. Derslere giriyor, sınav okuyor, ödev topluyor, yoklama listesi tutuyorlar. Muhtemelen arada hocanın evine temizliğe de gidiyorlardır. Sadece asistanı oldukları hocanın değil; okulun her fakültesindeki sınavlara girme zorunlulukları var. Haliyle nereye gitseniz aynı asistanlarla karşılaşma ihtimaliniz çok yüksek. O kadar ki, kantinde çay alırken karşılaşsak boş zamanlarında kantincilik yapıyor sanacağız.

Sürahiden Bardaklara

Sürahiden Bardaklara / Nazım Yılmaz 

Biyolojik evrime inanmam ama meslek evriminin var olduğu kesin. Okul harici mesleklerde çıraklıkla ustalık arasında kalfalık diye bir geçiş evresi vardır mesela. Bu evre bize “Ara form” ilkesini açıklamaya yetse de bundan daha güzel bir örnek var elimizde: Üniversitedeki asistanlar. Öğrencilikten hocalığa evrilme sürecinin en garip biçimidir asistanlık. Ne öğrencidir, ne hoca. Kendilerine hitap etmek de başlı başına sancılı bir diyalog kurma biçimidir. İsmiyle hitap etmek olmaz. Hoca demek de tam oturmuyor. Rafet El Roman şarkıları gibi söz müziğe sığmıyor. Ya da Dursun Özbek’in takım elbisesi gibi bir türlü fit durmuyor. Durum her ne kadar böyle olsa da sonuçta sınavları onlar okuyor ve henüz mezun olmamışsanız hocam demekten başka şansınız yok.

Öğrencinin Canını Okumak!

Sınav okumak demişken asistanlar bunu daha çok “Öğrencinin canına okumak” şeklinde algılıyorlar. Bir sınav sonucunda 20,75 puan vermenin başka açıklaması olamaz zira. Hocam adam ölmüş zaten, versene 0,25 puanı! Vermez efendim. Çünkü asistanlık bunu gerektirir. Öğrencilik yılları boyunca kendisine yapılanların tamamını öğrencilerden çıkarmak zorundadır. Ayrıca kendi öğrenciliği de henüz bitmemiştir. Dedik ya ara form diye; bir yandan kendisi öğrencilerin canına okurken diğer yandan hocası tabiri caizse onun pestilini çıkarmaktadır. Sanırım asistanlık mülakatlarında profesörler heyetine “Ne iş olsa yaparım abi!” demeyeni işe almıyorlar.

Yazının devamı; Mostar Dergisi Ocak 2017 sayısında.