16. Asırda Tımar Sistemindeki Bozulma ve Devlete Etkileri

16. asrın son çeyreğinden itibaren Avrupa orduları karşısında eski prestijini yitirmeye başlayan Osmanlı orduları, top (özellikle de seyyar toplar) kullanımında bir zamanlar dünya harp tarihine altın harflerle kazınmış bataryalarının karşısında, kendilerininkilere denk kuvvetler buldular.

Mostar Dergisi Şubat 2017 Vakanüvis

Vakanüvis – Okay Tiryakioğlu 

Bin beş yüzlü yılların ikinci yarısından itibaren, bir zamanlar devletin itici gücü olan tımar sistemi, fetihlerin azalması ve Osmanlı ülkesinin tabii hudutlarına ulaşmasıyla birlikte, önüne geçilmesi güç şekilde bozulmaya başladı. CoğrafÎ keşiflerin Avrupa’ya umulmadık bir ekonomik güç sağlamasıyla değişen ana ticaret yolları ve bunun sonucunda kervan vergi gelirlerinin düşmesi, bu beklenmedik döneme girilmesinin en temel sebepleriydi. Bunun üzerine tabii olarak daha fazla gelire ihtiyaç duyan hazine, mevcut tımarlardaki vergi baskısını arttırmaya başladı. Köylü üzerinde devletin koruyucu murakabesini zayıflatan ve Osmanlı’da klasik feodal sistemin başlangıcı kabul edilebilecek bu baskılar, nihayetinde zulümlere neden olmaya başladı. Zira tımar sahiplerinin geniş topraklarında çalışan köylünün sırtına, daha fazla çalışma saati binmiş, bu da geniş çaplı bir huzursuzluğa sebep olmuştu. Safevîlerin de bitmek bilmeyen casusluk faaliyetleri neticesinde ülkede, özellikle de Şiîliğe meyyal Türkmen göçerler arasında, “Osmanlı’nın zulmü” ya da “Zalim Osmanlı” gibi nesilden nesile amansızca ulaşacak kavramların kullanımı gün geçtikçe artıyor, kaos gün geçtikçe derinleşiyordu. Görkemli 16. yüzyılın, Celâlî isyanlarıyla birlikte anılmasının sebebi, işte bozulan bu toprak iktisadiyatıydı.

Batı Birliğinin Ayak Sesleri

Devlet-i Aliyye, ya yeni bir iktisadi sistem kuracak (bu, o an için imkansızdı) ya da imparatorluğun sırtındaki aşırı yükleri indirici bir politikayla, daha muktedir bir merkezi idareye kavuşabileceği makul sınırlara çekilecekti. Fakat olayların gidişatı bu şekilde değildi ve saydıklarımızın ikisi de gerçekleşmedi. Şimdi bu kısa girişi biraz açalım: Kanûnî Sultan Süleyman’ın, babası Yavuz Sultan Selim Han’dan devraldığı 6 milyon 557 bin km büyüklüğündeki toprağın, zorunlu olarak havzasında genleşmesi söz konusuydu.

Yazının devamı; Mostar Dergisi Şubat 2017 sayısında.