Fransa’nın Hilâfet Politikası

Fransız aydınlarının, politikacılarının ve dinî çevrelerin halîfelik kurumu, ittihâd-ı İslâm ve cihâd kavramları üzerinden yürüttükleri tartışma, İslâm’a karşı yürütülen bir savaşa dönüşmüştü. Aslında günümüzdeki islâmofobi denen şeyin kökeni bile bu dönemdedir.

Mostar Dergisi Şubat 2017 Kebikeç

Kebikeç – Arif Akbaş 

Sömürgecilik konusunda ülkemizde yazılmış eserler bir hayli sınırlıdır. Yakın zamanda Nizamiye Akademi’den çıkan “Fransa’nın Hilâfet Politikası” kitabı, kolonyalizm açısından 19. yüzyılın başlarında II. Abdülhamid’in emperyalist güçlerin işgalci politikalarına karşı yürütmüş olduğu İslâm birliği siyasetini inceliyor. Kitabın yazarları Dr. Yaşar Demir ve Yusuf Aydın, II. Abdülhamid’in hilafet anlayışının, Fransa dış politikasında nasıl aksülamel bulduğunu ve kamuoyu tarafından nasıl algılandığını ortaya koymayı amaçlamaktadırlar. Zira o dönemde en kalabalık müslüman nüfusu idare eden bir devlet olarak Fransa, ziyadesiyle Sultan’ın siyasetine muhatap olmaktaydı. Bu dönemde başta Afrika olmak üzere birçok İslâm memleketi, kolonyalist politikaların sonucu olarak müstemleke (sömürge) konumuna düşmüş ve tam bir Batı esaretine dûçar olmuşlardı. Ulu Hakan, İslâm dünyasının halifesi olarak topyekûn bir ayaklanmayı strateji olarak benimsemiş ve tüm müslümanları Halife etrafında birleşmesi konusunda ikna etmeye çalışmıştı.

Fransa’nın Hilâfet Politikası, temelde dört ana bölümden oluşuyor. İlk kısımda yazar Yaşar Demir, hilâfet ve İttihâd-ı İslâm kavramlarının tanımlarını yaptıktan sonra bu tanımların oryantalistlerce ve devlet adamlarınca nasıl algılandığını açıklıyor. Özellikle Louis Massignon, Thomas Walker Arnold gibi entelektüellerin yazılarından hareketle bazı çözümlemelerin yapılmış olması ayrıca dikkat çekiyor. Akabinde ayrıntılı bir şekilde Abdülhamid Han’ın Fransa’ya yönelik ortaya koyduğu politikalar, buna karşı Fransa’nın tepkisi ve yaklaşımı inceleniyor. Demir’e göre ilginç bir şekilde İttihâd-ı İslâm, diğer adıyla Panislâmizm, bir Alman icadı olarak değerlendirilmiştir. Almanlarla olan ilişkilerimiz, söz konusu dönemde, Fransızlar tarafından oldukça tepkiyle karşılanıyordu. Kitabın ikinci bölümünde II. Abdülhamid’in tahtan indirilmesiyle ortaya çıkan durum ile Panislâmist politikaların âkıbeti incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise cihâd ilânının başarısı ve etkisi değerlendirilirken, son bölümde bu ilânın Anadolu işgali dönemindeki etkisi, buna ilaveten genç Cumhuriyet’in kurulması aşamasındaki durum, ayrıca çözümlenmeye ve analiz edilmeye çalışılmıştır. Özellikle Suriye ve Irak Araplarıyla hilâfet üzerinden kurulan ilişkiler ve bunların Millî Mücadele’ye taşınması, önemli hususlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Eserin Önemine Dair  

Dr. Yaşar Demir’in çalışması, günümüzde hâlâ entelektüel ve siyasî anlamda tartışma konusu olan ve güncelliğini kaybetmeyen cihâd ve hilâfet meselesinde yeni bilgileri ortaya koymayı hedeflemektedir. Yaşadığımız geniş coğrafyada ve kitleler nezdinde etkisi olan bu konuyu daha detaylı incelemek için sadece Fransa tarafındaki durum ele alınmıştır. Oysa olayın Alman, İngiliz ve Rus tarafını inceleyen çalışmaların da pek âlâ yapılabileceğini düşünüyoruz. Zira her ülke için bu tarz ayrı çalışmaların yapılması, şark meselesinin daha sağlıklı anlaşılması için son derece yararlı olurdu.

Eserin yazarı açısından Fransa’nın İslâm ile olan ilişkilerinin politik geçmişinin ortaya konması, günümüz Fransa’sının politik çizgisinin de anlaşılmasına katkıda bulunacaktır. Bu itibarla tüm kitlelere hitap ettiği söylenebilir. Fransa’nın hükümranlık yaptığı bir dönemde, dönemin Fransız aydınlarının halîfelik, İslâm ve cihâd konularında yazdıkları yazılar incelenmiş ve Fransız kamuoyunun nasıl bilgilendirildiği belirlenmiştir. Bu bağlamda Ernest Renan, Louis Massignon, W. Blunt, Nikkie Keddie gibi müsteşriklerin açıklamaları analiz ediliyor. Ayrıca bu yazarların metinlerindeki çelişkiler ve yanlış bilgiler de tespit edilerek ortaya konuluyor. Fransa’nın halîfelik karşısındaki tutumu ve kolonilerdeki müslümanlara yönelik uyguladığı politikaların incelenmesinde Jakop Landau’dan, “Panislâmizm Politikaları” gibi çalışmalardan önemli ölçüde yararlanıldığını görüyoruz.

Kitapta bir başka dikkat çeken unsur, sadece oryantalist kaynaklar ile yetinilmemesidir. Türk münevverler ve tarihçiler tarafından yazılan eserler de çalışmada geniş ölçüde yer alıyor. Örneğin İslâm tarihinin en önemli uzmanlarından biri olarak kabul edilen merhum Asım Köksal Hoca’nın “İslâm Tarihi” isimli eserine birçok yerde gönderme yapıldığına ve buradan bazı alıntılara rastlıyoruz. Bunun yanında Azmi Özcan’ın “Panislâmizm: Osmanlı Devleti Hindistan Müslümanları ve İngiltere”, Hakkı Dursun’un “Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi” gibi kitaplardan faydalanılmış olması, esere ayrı bir güzellik ve renk katıyor.

Hicaz Demiryolu Projesi

Sultan, İslâm birliği için sadece sözlü toplantılar düzenlememiş; fiilî olarak da bir dizi projeleri hayata geçirmişti. Dr. Yaşar Demir’e göre, Hicaz Demiryolu projesi, İttihâd-ı İslâm’ın en somut göstergesidir. Bu projenin başlamasıyla birlikte müslümanlar arasında çok büyük heyecan yaşanmıştı. Bunu gören Fransa ve İngiltere, Osmanlı Devleti’nde olan imtiyazlarının elden gitmesi pahasına bir takım girişimlerde bulunmuşlardı. Almanların, inşasında sağladıkları desteği bir propaganda malzemesi haline dönüştürerek Hicaz Demiryolu projesini “Baghdad-bahn” olarak her tarafa yaymışlardı. Bu projeyle Berlin’in tüm bölgeyi sömüreceğini söylediler. Projeyi bir sömürge projesi gibi lanse ediyorlardı. Müslümanların projeye destek vermemesi için Lawrence gibi ajanlar halkı Osmanlı’ya karşı zehirliyorlardı. Ama Fransız ve İngilizlerin asıl niyetlerinin ne olduğu çok sonraları anlaşılacaktı.

Osmanlı Devleti yıkıldığında bu büyük proje de çölün kumları arasında yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştı. Sadece bu olay değil, başka birçok olay nedeniyle de Fransız kamuoyu Sultan’a ve Osmanlı’ya karşı düşmanca bir tavır almıştı. Fransız aydınlarının, politikacılarının ve dinî çevrelerin halîfelik kurumu, İttihâd-ı İslâm ve cihâd kavramları üzerinden yürüttükleri tartışma, İslâm’a karşı yürütülen bir savaşa dönüşmüştü. Bir taraftan Robespierci jakoben pozitivist çizgideki entelektüeller İslâm’ı eleştirirken diğer taraftan da misyoner kökenli ve oryantalist yazarlar İslâm’a yönelik olumsuz yazılar kaleme almışlardı. Aslında günümüzdeki islâmofobi denen şeyin kökeni bile bu dönemdedir. İslâm dünyası yine aynı konularla yıpratılmaya çalışılıyor. Türkiye bir dönem Osmanlı’nın mücadele ettiği benzer konularla yine yüzleşiyor. Dr. Yaşar Demir ve Yusuf Aydın’ın eserinin, günümüz Türkiye-Batı ilişkilerinin de anlaşılmasında yardımcı olacağını düşünüyorum.