Sokakbaşı’nda Dile Gelen Sevgi

Hasan Ejderha’nın Sokakbaşı romanı, konuşmalarda işittiğimiz Anadolu insanının sıcaklığı, samimiyeti ve imanını bizlere membaından taze, arı ve duru bir şekilde sunuyor. İnsanlara karşı olan sevgiyi adeta dile gelirse uçup gidecek ürkek bir güvercin, hasreti dağlarda kaybolmuş bir ceylanın soluğu olarak anlatıyor.

Kebikeç

Kebikeç / Arif Akbaş 

Hasan Ejderha, Kahramanmaraş’ın son dönemde yetiştirdiği önemli yazarlardan biri. Bizim nesil çoğunlukla Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Alaeddin Özdenören, Erdem Bayazıt ve Nuri Pakdil gibi Maraşlı mütefekkir yazarların gölgesinde büyüdü desek yeridir. Özellikle Edebiyat ve Mavera dergileri, Maraş ekolünün sanat dünyamızdaki parıltılı yansımaları idi. Maraş, hâlâ yazar ve şair konusunda velut bir yerdir. En azından Hasan Ejderha gibi yazarlar bunu bize fazlasıyla kanıtlıyor.

Yıllar önce “Kara Celal” diye bir hikâye okumuştum. Bir hayli etkilendiğimi hatırlıyorum. Kara Celal’den sonra yazarın başka birçok öyküsüyle, rahmetli Mehmet Akif İnan anısına düzenlenen “Ödenmiş Bedeller Unutulmasın” gibi yarışmalardan birçok ödül aldığını hatırlıyorum. Daha sonraki zamanlarda yazarın şair tarafını keşfetmeme yarayan; Dolunay, Türk Edebiyatı, Milli Kültür (Kültür Bakanlığı), Gençliğin Sesi (Kültür Bakanlığı), Güneysu, Yeni Hasat, Taşra Kırağı, Gülbang, Genç Adım, Evvelbahar, Ayna, Tomurcuk, Şardağı, Yitik Düşler, Dört Mevsim Maraş, Dergâh gibi dergilerde sıklıkla ismine rastlıyordum. Bizim için bu dönemde bu tarz edebiyat dergilerinde yazmak, yazarlık başlangıcı için iyi bir referans kabul ediliyordu. Yazarın diğer yapıtları olarak iki şiir kitabı var. Bunlardan ilki “Seni Yaşamadan Olmaz”, diğeri ise “Marallar Oymağında Bir Ceylanla Oturup Ağlamak” idi. “Maraş’ın Cezbeli Günleri” adlı otobiyografik özellikler taşıyan hikâye kitabını saymazsak Hasan Ejderha iki tane de roman yazmıştır. “Kayık Tepe Operasyonu” romanını henüz elime geçmediği için okuma şansım olmadı. Ama en son Eşik Yayınları’ndan çıkan “Sokakbaşı” romanını bir hayli keyif alarak okuduğumu itiraf etmeliyim.

İnsanları birbirine sevdirmek

Nuri Pakdil’in “Bağlanma” isimli kitabında, oldukça önemsediğim bir alıntıyla başlayan, şöyle bir sözü var: “Dostluk, karşılıklı birbirine bakmak değil, aynı yöne birlikte bakmaktır, der Exupéry. Yapayalnız dolaşıyor bu çağın insanı. Çünkü birlikte yürüyecek kadar güvenmiyor kimse birbirine. İnsanları birbirine sevdirmek gerekiyor öncelikle.” Hasan Ejderha’nın Sokakbaşı romanı, konuşmalarda işittiğimiz Anadolu insanının sıcaklığı, samimiyeti ve imanını bizlere membaından taze, arı ve duru bir şekilde sunuyor. İnsanlara karşı olan sevgiyi adeta dile gelirse uçup gidecek ürkek bir güvercin, hasreti dağlarda kaybolmuş bir ceylanın soluğu olarak anlatıyor. Roman boyunca insanların birbirine olan sevgi bağlarının nasıl inşa edildiğini büyük bir incelikle görüyorsunuz. Sokakbaşı romanının başkarakteri İhsan ile birlikte Anadolu’nun bir köyünden çıkıyor, Maraş’a varıyor, onunla birlikte yeniden yetişkinliğe adım atıyorsunuz. Satır aralarında fakirliği, açlığı ve mahrumiyeti bir ana yüreği hassasiyetinde müşahede eden yazarın kaleminden eşsiz bir samimiyette okuyorsunuz. Bazan da hayatın tüm olumsuzluklarına rağmen İhsan’ın kalbinde nasıl sevgi tohumlarının yeşerdiğini ilk çocukluk çağlarından itibaren seziyorsunuz.

Romanda İhsan’ın, birkaç gün önce bisiklete binen çocuğun arkasından koşarken, bisikletten daha çok, kırmızı beyaz elbiseli kız ile birlikte koşmak hoşuna gidiyordu. Sapan ile düşürdüğü on kadar cevizi kırmızı beyaz elbiseli kıza verince çok sevinmişti kız. İhsan da, kırmızı beyaz elbiseli kızın sevinmesine ondan daha çok sevinmişti. Kız da onun sevindiğini anlamıştı. Kız, sevinerek cevizlerin bedelini misli ile ödemişti. Menevişti gözleri, gözlerinin menevişi İhsan’ın gönlüne düşmüştü. Bazen kendi sevinçlerimizden çok başkalarının sevinmesi daha önemlidir.

Sokak Başı ve 1978 Maraş Olayları

Ahmet Doğan İlbey, “Anadolu’da bir Sokakbaşı’nın romanı” isimli yazısında bu romanı değerlendirirken kısaca “İhsan, artık, Sokakbaşılı olur ve şehir hayatına karışır. Lise talebesidir ve bir çayhânede çalışır. Harçlığı vardır, istediği kitapları alıp okumaya başlar. Memleket meseleleriyle ilgilenir. 1978 Maraş Olayları’nda başına işler gelir. Şehirde askerî sıkıyönetim hüküm sürüyor. Bir gece sokakta jandarmalar tarafından sorguya çekilip, haksız yere gözaltına alınır. Maddî ve mânevî işkence görür on yedi gün… Tuhaf bir şekilde de serbest bırakılır.” diyerek özetliyordu. İlbey’in tespitince Sokakbaşı, yüreğimizin yâresi kısaca bizim insanımızın romanıdır.

Maraş olayları özellikle romanın son bölümünde İhsan’ın yaşadıkları üzerinden anlatılıyor. Bu olayları “Yedi Güzel Adam” dizisi yerine Hasan Ejderha’nın eserinden okumak bana daha mantıklı geliyor. Çünkü dizilerde reyting kaygısıyla olaylar ve konu alabildiğine çarpıtılıyor. Özellikle edebiyatla alakalı dizilerde bu durum çok fazla var. Bu da Tolstoy’un Anna Karanina’sının romandaki tadını sinema filminde alamamanıza benziyor.

Roman’ın bitişinde İhsan birçok cendereleri atlattıktan sonra annesinin “Oğlum sana ne oldu?” nidasını işitiyor. İhsan, gözlerini açıp kendine gelince Ceyhan ırmağının azgın sularından kurtulmaya çalışıyormuş gibi çırpınıyor gayriihtiyari. Bu sırada elleri annesinin az önce masanın üzerine bıraktığı çay tepsisine çarparak bardakları deviriyor. Bardakların devrilmesiyle kendine gelen İhsan, alnındaki kanı fark ediyor. Bu aslında onun çocukluğundan beri var olan bayılmaları ve düşmeleriyle alakalı bir durum gibi gözükse de bu olay kaybettiği insanlarla da ilgili bir durumdur. Roman İhsan’ın “Kırmızı Beyaz Puanlı Elbiseli Kız” diye bir roman yazmaya başlamasıyla bitiyor. İhsan, masalı olan bir adamdır ve Hasan Ejderha bu masalı çok güzel bir şekilde anlatmayı başarıyor.