Zigon Sehpanın Kaybolan Parçası Gibi Eksiliyor Hayatım

Bu tarz programların en büyük kötülüğü, kadınları, “Her şey eşyadan ibarettir. En iyisi sende değilse kahrol e mi!” psikolojisine muhatap etmesi. Bu programları izleyen genç kızlar, evlenecekleri kişinin helal lokma kazanıp kazanmadığını umursarlar mı? Ahlâklı, dürüst bir adamla evlenme dertleri birinci öncelikleri olabilir mi? Hayır, onlar için artık tek kriter olacak: Eş adayı, kendilerine en iyi evi, en iyi eşyayı alabilecek mi, alamayacak mı?

Mostar Dergisi Şubat 2017 Konektikıt Günlüğü

Konektikıt Günlüğü – Aydoğan K

Uzun zamandır televizyon seyretmiyordum. Can sıkıntısından ya da tembellikten olmalı, son günlerde televizyonların gündüz kuşağına abone oldum desem yeridir. Seyrettikçe gördüm ki çok şey kaçırmışım. Türkiye’yi tanımlamak, anlamlandırmak için ve neyiz, ne oluyoruz sorularının peşinden gitmek için beyaz ekran gayet güzel bir memba.

Mesela “Gelin Evi” isminde bir program var televizyonda. Öğle kuşağında yayımlanıyor. Her hafta 5 kişiden oluşan yeni evli kadın grubu, her gün aralarından birinin evine misafir oluyor, eşyaları, ikramı, çeyizleri, düğün videosunu değerlendirip oy veriyorlar. Haftanın en çok oy alanı da, beşi bir yerde altın setini kazanıyor. Sonunda bir ödül ve kazanan olsa bile, bir yabancının evine misafir olduğunu unutan yeni evli kadınlar, savaşa gider gibi bir psikolojiyle çıktıkları yolu, cenk meydanına çevirip dönüyorlar.

“O avize tavana uymamış.”, “Yatak örtün gardırobunla uyumlu değil.”, “Düğününde sadece 10 bin lira mı takıldı! Hımmm, azmış.”, “Düğün fotoğrafların iyi çıkmamış.”, “Eltin, nikâh videosunda sana kötü kötü bakmış, fark ettin mi?”, “Bu yaptığın lahana sarması mıydı, mumbar dolması mı anlamadım. Midem bozuldu, keşke yemeseydim.” gibi cümleler havada uçuşuyor. Bazı günler insanı felsefi sorgulamalara iten doneler de çıkmıyor değil hani: Televizyon ünitesiyle halı renginin uyumsuz bulunup eleştirilmesini anlarım da duvardaki tabloyla çay kaşığının niye uyumlu olması gerektiği sorunsalıyla bir seyirci olarak kalakalmak gibi.

Yazının devamı; Mostar Dergisi Şubat 2017 sayısında.