İngilizlerin Büyük Yalanı: Magna Carta

Magna Carta sözleşmesine göre Orta Çağ’da uygulanan işkence ile yargılanma yasaldı. İşkenceyle yargılamada sanığın, masumiyetini ispat etmesi için bir fıçı kaynar zifte girip sağ olarak çıkması gerekiyordu. Sonra “Jüri ile Yargılama” meselesinin bu sözleşme ile sağlandığı sanılır. Ancak tarihî metinlere bakarsan 1215 İngiltere’sinde jüri ile yargılamanın olmadığını görürsün. Bu, tam bir şehir efsanesidir. Zaten bu anlaşmanın sağladığı faydalardan nasiplenmek için özgür olmak gerekiyordu. Kaldı ki 1215 yılında İngiltere’de yaşayan insanların altıda beşi serf idi. Tam olarak özgür değillerdi yani.

Mostar Dergisi Mart 2017 Tarih Diyalogları

Tarih Diyalogları / Davut Bayraklı 

Abi, son sohbetimizde Batı dünyasının büyük yalanlarından bahsetmiştin. Konuyu çok detaylandırmadan Neron’un Roma’yı yakmadığını anlatıp, demli çayları içip hesabı da bu fakire bırakıp gitmiştin. Şimdi diyorum ki şu Batı dünyasının büyük yalanlarından bir tane daha anlat da verdiğimiz çay parası gözümüze buz dağı gibi görünmesin. Erisin gitsin ufaktan… Nasıl olur?

Bakıyorum da içtiğimiz bardakları sayar olmuşsun. Ticaret hesabına göre tarih sohbeti yapılmaz hem. Sen merak ettiğin konuyu söyle, ben anlatırım. Neron’un Roma’yı yakma yalanını aydınlattık, o zaman ikinci bir yalan da Magna Carta meselesi olsun. Onu açalım, meseleyi ana hatlarıyla izah edip yalanın büyüğünü bize nasıl servis etmişler, görelim.

Maksat muhabbet hâsıl olsun diye o girişi yaptım ben abi. Sen de çok alıngan oldun bu aralar. Ama neyse, biz konumuza dönelim. Bu Magna Carta meselesi hakikaten ilginç… Çünkü hukukun üstünlüğü ilkesinin birçok ülkede yerleşmesini sağlayan neredeyse ilk anlaşma olarak gösterilen bir şeyden söz ediyoruz. Hatta bu anlaşmanın ABD Anayasası ve Bağımsızlık Bildirgesi’nin temelini oluşturduğunu söyleyenler de var. En azından ben böyle biliyorum.

Önce konuyu kısaca özetleyeyim sana. Meselenin bilinen tarihi üzerinden kısa bir alıntı yapalım ki daha sonra eleştirdiğimizde bu kısımlar işimize yarayacak. Magna Carta Libertatum; yani Büyük Özgürlükler Sözleşmesi, 1215 yılında imzalanmış bir İngiliz belgesidir.

Böyle dedin ya, hemen aklıma bir Kızılderili atasözü geldi. Suda kavga eden iki balık görürseniz, beş dakika önce oradan bir İngiliz geçmiş demektir.

İngiliz’in adını duyunca hemen aklına bu geldi yani… Ama haksız da sayılmazsın. Neyse, mesele şu ki bu anlaşma, dünyanın bilinen ilk anlaşması olarak gösterilir. Günümüzdeki anayasal düzene ulaşana kadar yaşanılan tarihî sürecin en önemli basamaklarından birisidir de diyebiliriz. Papa III. Innocent, Kral I. John ve baronları arasında, kralın yetkilerini sınırlamak amacıyla imzalanmıştı. Bu sözleşmeye göre kral; bazı yetkilerinden feragat edecek, kanunlara uygun davranacak ve hukukun kendi istek ve arzularından daha önemli olduğunu kabul edecekti. İngilizler, Normanları ele geçirince krallar da iktidarı tamamen ele almışlar, derebeylerini de saf dışı etmek istemişlerdi. Tabi bu durum karşısında derebeyleri de rahatsızlık duymuşlar, bunu da belli ederek isyana kalkmışlardı. 150 yıla yakın bu çekişme devam etmiş, ancak Kral I. John zamanında iş çığırından çıkmıştı. Kral bütün gücünü kullanıyor, derebeyleri de bu durumdan müthiş rahatsız oluyorlardı. Fırsat kollayan derebeyleri, kralın 1214 yılında Fransızlara yenilmesini fırsat bilerek harekete geçtiler ve topraklarını, şatolarını, imtiyazlarını ve diğer haklarını geri almak için isteklerini krala bir taslak halinde sundular. İlk başta kral bu anlaşmayı kabul eder gibi yapsa da meseleyi sündürmeye çalışıyordu. Kralın sözünde durmaması üzerine harekete geçen derebeyleri ayaklanarak Kralı sıkıştırdılar ve önemli şehirlerin bazılarını ele geçirdiler. Bunun üzerine I. John, 1215 yılının Haziran ayında imzalanan Magna Carta ile egemenliğinin, “Baron” olarak adlandırılan büyük toprak sahipleri adına kısıtlanmasını mecburen kabul etti. Bu anlaşmayla kralın kayıtsız otoritesi kalkmış, kral ile feodal beylerin karşılıklı görev ve yetkileri belirlenmiş oldu. Ferman sonucunda büyük malikâne sahipleri, geniş yetkiler elde ettiler. Hatta derebeylik daha sağlam zemine oturtuldu da diyebiliriz.

Yazının devamı; Mostar Dergisi Mart 2017 sayısında.