İnsan, İnsanın Neyi Değidir?

Merakı sadece öğrenmeye çalışmak üzerinden harekete geçirmeye devam edersek “anlam” sürekli gözümüzün önünden yitip gidecek. Bu kısır döngü eğer bir kara delik tarafından filan yutulmaz ise, uyuyan uyuduğuyla, uyanıklar ise uyanıklığıyla kalacak. Başka yeni bir şey olacak değil.

Mostar Dergisi Mart 2017 Masa

Masa / Ömer Faruk E. 

Son günlerde memlekette tuhaf olaylar vuku buluyor, diyenlerin sayısı çoğaldı. Gerçekten tuhaf olan, rahatsız edici durumların üzerinden bir yakınma mı bu, yoksa hayalî birtakım sancılar üretenlerin karın ağrıları mı, siz karar verin. İnsanın kendisi ve çevresi için yapay acılar üretmesinin tarihi yeni değil. Rahatsız olunan her durumun yahut olayın, toplum üzerinden pazarlanmasının tarihi ise çok eski sayılmaz. Pazarlanması diyorum çünkü bu yöntem satın alınan nesneler üzerinden memnuniyet alanı açıyor kendisine. Sözler, etkiler, duyumlar, olaylar kısa süre içerisinde kullanışlı nesneler halini alıyor ve insanlar yeni nesneler üzerinden etkileşim kuruyor. Nasıl bir yöntem bu? Biraz anlamaya çalışalım.

Aynanın Kör Tarafı

Freud’un bilme dürtüsünü açıkladığı, anlamaya çalıştığı tezlerinde “düşünce”  faaliyetlerinin temelini merak duygusunun oluşturduğu görülür. Memlekette bu salt “düşünce” üzerinden kendine yol bulan merak unsurunun bilmeye ve anlamaya değil, örtmeye yahut saklanmaya yaradığını görmemek körlük olur. Kitle iletişim araçları çıktı çıkalı yığınlar ünsiyet kuramadıkları mevzulara bile balıklama dalmaya başladı. İnsanlarımız, kendi dertlerinden çok başkalarının yaralarıyla ilgili göründüler ve böyle görünmeyi de sürdürüyorlar. Bu, bir tür saklanma biçimi aslında. Söz konusu internet ortamlarında gerçekliği tartışılan “insan”lardan ve gruplardan bahsettiğimiz şu günlerde, attığı manşetten sonra gündemi tersi yönünde çevirebilecek güce sahip gazeteler çağı kapanmaya yüz tuttuğundan beri bazı rol belirleyici aktörlerin “trolleri” üzerinden sahihliği tartışılsa da yeni gündemler önümüze şıp diye düşüveriyor.

Her gün o kadar meseleyi, olayı, içtimaî yahut ferdî mevzuyu tartıp yorumlayabilen milyonlarımız var bizim! Ne var ki halen “entelektüel” seviyemiz muasırlaşamadı! Merakı sadece öğrenmeye çalışmak üzerinden harekete geçirmeye devam edersek “anlam” sürekli gözümüzün önünden yitip gidecek. Bu kısır döngü eğer bir kara delik tarafından filan yutulmaz ise, uyuyan uyuduğuyla, uyanıklar ise uyanıklığıyla kalacak. Başka yeni bir şey olacak değil. İnsanın kapasitesi, beyninin ne kadar çalışabileceği bellidir. Fakat bugün twitter’da görünen ve görünmeyen nesneler üzerinden yaptığı çıkarımlarla Heidegger’e pabuç bırakmayan; Aristo mantığını taca atıp Niçe’nin güç istencine burun kıvıracak kadar “bilginin kaynağını” bulmuş görünen nicelerini düşündüğümüzde aklıma takılan ilk soru şu oluyor: “Sürekli çıkarımlar yapıp, reçeteler yazıyorsun. Peki, bu debelenme niye, peki senin bu mahvına sebep ne, peki sen niye kuyudasın?”

Yazının devamı; Mostar Dergisi Mart 2017 sayısında.