Başarılı Bir Roman, İnsanı Asla Yarı Yolda Bırakmaz

İlginç bir kitap olduğunun gayet farkındayım. Bu bilinçli bir tercihti. Anlatılmamış hikayeler anlatmak, söylenmemiş şeyler söylemek sizi sıradanlıktan kurtarır. Ben de bu yüzden tarihe, bir celladın gözünden bakmayı tercih ettim. Başlı başına bu bile okuyucuyu farklı bir gezintiye davet ediyor.

Mostar Dergisi Nisan 2017 /Söyleşi-Faruk Yıldız/Evvel Zaman İhtilali

Söyleşi / Mehmet Erikli

Faruk Yıldız kimdir, okurlarımıza yazarlık serüveni hakkında neler söyler?

İnsanın kendinden bahsetmesi hayli zor bir iş aslında. Öncelikle iyi bir okuyucu olduğumu söyleyebilirim. Çocukluktan itibaren sürekli kitaplarla iç içeydim. Elime geçen ne varsa okumaya çalıştım ve nihayet bu okuma arzusu bende önüne geçilmez bir yazma ihtiyacı doğurdu. Kendimi bildim bileli, günün birinde yazmaya başlayacağımı hissediyordum. Puslu bir otobüs camından dışarı bakıp gördüğünüz insanlar hakkında hikâyeler uyduran bir çocuksanız eğer, anlıyorsunuz ki bundan kurtuluş yok. Senelerce boş defterler biriktirdim. Vakti gelince de bu defterleri bir bir doldurmaya başladım. Önceleri yalnız kendim için yazıyordum. Ta ki 2014 yılına kadar… O sene “Genç Kalemler” yarışmasında Lâ Edrî adlı hikâyem ilk kez görücüye çıktı. Ödül alması ve çok beğenilmesi benim için yepyeni bir kapıyı aralamış oldu. Devam eden süreçte yayımlanmak üzere çalışmalar yapmaya ağılık verdim. “Evvel Zaman İhtilali” de işte bu çalışmaların ilk meyvesi. Unutmadan… Giresunluyum, Türkçe öğretiyorum ve fırsat buldukça da fotoğraf çekiyorum.

Evvel Zaman İhtilali bir ilk roman. Mostar Tarihî Roman Yarışmasında ikinci oldu. İlginç bir kurgusu var. Pek anlatılmayan, cellatların bilinmeyen hikâyesine de dokunuyor. Roman merak uyandırarak ilerliyor ve okuru geçmiş zamanlarda bir gezintiye çıkartıyor. Evvel Zaman İhtilali’nin yazılma sürecinden biraz bahseder misiniz?

İlginç bir kitap olduğunun gayet farkındayım. Bu bilinçli bir tercihti. Anlatılmamış hikayeler anlatmak, söylenmemiş şeyler söylemek sizi sıradanlıktan kurtarır. Ben de bu yüzden tarihe, bir celladın gözünden bakmayı tercih ettim. Başlı başına bu bile okuyucuyu farklı bir gezintiye davet ediyor. Bu tarihî gezinti sırasında önem verdiğim şeylerden biri de anlatımda merak hissinin yoğun olmasıydı. Bence başarılı bir roman, insanı asla yarı yolda bırakmaz. Kendinizi zorlayarak okuduğunuz kitaplarda her zaman merak unsurunun zayıf kaldığını görürsünüz. Bu tehlikenden kurtulmak için okuyucuyu son sayfaya kadar “soru işareti” ile getirmeli ve son noktayı, son sayfada koymak gerekiyor. Bu tadı verecek tarihî bir roman yazmak aklımdaydı. Yarışma, bu arzumu yerine getirmek için güzel bir fırsat oldu. Haber alır almaz kalem kâğıda sarılıp işe koyuldum. Fakat bir şeyler ortaya çıkarmak hiç de kolay olmadı. Tarih, sonu gelmez bir hazine gibi karşıma dikilivermişti. Üzerine bir şeyler yazmak için evvela bolca araştırma yapmam gerekti. Hem tarihî gerçekliğe uymak hem de zevkle okunacak bir kurgu ortaya koymak için çalıştım.

Birçok roman iddialı bir hikâye vaat eder. Yahut sadece keyifli bir okuma sunar okuruna. Evvel Zaman İhtilali okura nasıl bir okuma vaat ediyor?

İkisini ve hatta daha fazlasını… Okuyucunun bu kitapta çok şey bulacağına inanıyorum. İlgi çekici bir konu, akıcı bir üslup, sağlam bir kurgu ve çok emek verilmiş bir anlatım dili… Bu yönleriyle zaten şimdiden çok sevildi. Esas dikkat çekmek istediğim bir nokta daha var ki romanın bu yönünü ancak dikkatli okuyucular keşfedebiliyor. Hadiseler 17. yy Osmanlısında geçiyor. Fakat aslında anlatılan, günümüzde yaşanan hikâyeden pek farklı değil. Şahsen tarihin benzersiz bir ibret sahnesi olduğu inancındayım. Ondan alacağımız çok ders var. Yaptığım sadece bu tarih dersini zevkle okunur hâle getirmek. Hocalarımızdan dersi daha zevkli hâle getirmesini istemeyen kaç kişi var?

Türk romanının bir üslup sorunu var mı, söylendiği gibi bu sorun hep kurgunun arkasına saklanan bir tür açmaz mıdır yoksa böyle bir sorun sadece günümüz romanının doğurduğu problemlerden mi kaynaklanıyor?

Biz şiirle büyümüş bir medeniyetiz aslında. Roman, bizde yeni sayılabilecek bir tür. O yüzden yalnız günümüzde değil geçmişte de üslup sorunları sık sık yaşanmış. Fakat bu eşiği aşmış, çok kıymetli eserler de ortaya konuyor. Zamanla taşların daha da yerine oturacağı kanaatindeyim. Edebiyata bir bütün meselesi olarak bakmak gerek. Basit bir olay bile doğru kurgu ve üslupla okuyucuyu alıp başka bir âleme götürebilir. Güçlü bir anlatım için her ikisine de ihtiyacınız var. Yazarken tüm parçaları en iyi şekilde bir araya getirmelisiniz.  Bu da pek öyle kolay bir iş değil. Özellikle dönemin ruhuna uygun bir dil yakalamak günümüzde çok daha zor. Zira geçmişle aramızda büyük bir uçurum oluşmuş ve hatta bu uçurum yaratılmış… Çok değil, yüz sene evvel yazılmış bir metni hangimiz tam manası ile anlamaktayız? Lügatlerimizle birlikte hafızamız da siliniyor. Hâl böyleyken hem zengin hem de anlaşılır bir üslup oluşturmanın iğneyle kuyu kazmaktan pek farkı yok. Bazı kelimelerimiz sadece lügatlerde kalmış, bazıları ise yüz yıl önceki tozlu sayfalarda ölmeyi bekliyor. Bu kelimeleri yaşatmanın yolu, onları günümüz insanıyla buluşturmak. Şunu artık kabul etmemiz gerekli. Onlara sahip çıkmadıkça bu üslup sorunu da bir açmaz olarak hep karşımıza çıkacaktır.

Yeni bir çalışmanız var mı, varsa bize bahsedebilir misiniz? Belki biraz hikâyesini de duyarız.

Doğrusunu isterseniz birbirinden çok farklı iki çalışmayı beraber yürütüyorum. İlki gelen bir talep üzerine yazdığım bir ilk gençlik romanı. Şimdilerde son düzeltmelerini yaptığım bu çalışma, yaz sonunda uygulanacak büyük bir projenin temel taşlarından birini oluşturuyor.

Diğer çalışmam ise tarihî bir roman. Bu defa da okuyucuyu yine pek bilinmeyen bir karakterle karşılaştırmak niyetindeyim. Sabuncuoğlu Şerafettin Bey… Amasya’ya yolu düşenler belki hatırlayacaktır. Bu zat, vaktiyle Sultan Fatih’e hekimlik yapacak kadar iyi bir cerrah. Zamanla saraydaki bu görevinden ayrılır ve bir bimarhanenin başına geçer. Öyle inanılmaz işlerle uğraşır ki… Musıkî ile ruhî hastalıkları tedavi etmek, günümüzde kullanılan pek çok cerrahî aleti bizzat tasarlamak, vücuttaki aksaklıkları “dağlama” adı verilen bir yöntemle çare bulmak ve daha neler neler… Böyle bir karakterle yola çıktığınızda zaten sıra dışı bir hikâye sizi bekliyor demektir.  İyisi mi ben burada kesip devamını yeni romana saklayayım. Başta da söylediğim gibi, merak bir romanın olmazsa olmazıdır…