Gayret Bizden Tevfik Allah’tan

Eskiden fizik kitabına da fıkıh kitabına da girişte Arapça ifadeleriyle yer alan Besmele, Hamdele ve Salvele ile başlanırdı. Hatta sadece kitaplara değil; resmî yazışmalara ve önemli sözleşmelere de böyle başlanırdı. Bir yazıda bu ifadelerin bulunmayışı, o yazının önemli olmadığının işareti olarak görülürdü.

Mostar Dergisi Nisan 2017 Seyir Defteri

Seyir Defteri / Murat Kahraman

“Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdulillahi rabbil alemîn. Vessalatu ve’sselamu  ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmaîn.”

Eskiden bu satırları matematik, fizik, kimya ile ilgili bir yazının yahut kitabın başında da okuyabilirdiniz. Hâlbuki yeni zamanlarda bu tür bir giriş ancak dinî meselelerle ilgili yazı ve kitaplarda yer bulabiliyor. Aynı şeyler başlıktaki “Gayret bizden tevfik Allah’tan” cümlesi için de geçerli. “Eski” ve “yeni” sadece zaman bildiren kavramlar değil. Yeni zamanların tabiriyle “Zamanın ruhu” içinde bir algı ve zihniyet dünyasını da barındırıyor.  Tam burada insanın belli bir algı ve zihniyet dünyasıyla hayata baktığını, bir düşünce modeli ve ilkelerle anlayıp, düşündüğünü, yapıp ettiklerini bunların şekillendirdiğini belirtelim. Eğer farkında olduğumuz bir algı, zihniyet, düşünce dünyamız yoksa “ortaya karışık” düşünüp algılıyorsak, tam da bu zamanlardaki karmaşayı yaşamamız kaçınılmaz.

Söylenmemiş Söz Yoktur

Girişteki ifadelerin eski ve yeni kullanımlarından görüleceği üzere, eski zamanlarda hayatın tümünü kapsayan bazı kavramlar, yeni zamanlarda sadece “dinî” alanda kendine yer bulabiliyor. Bu durumun nedeni olarak hümanizm ve aydınlanma felsefesinin getirdiği seküler, dünyevî bakış açısını gösterebiliriz. Batı’nın kendi macerası bir tarafa bu ayrım biz müslümanların algı dünyasında da var. Halk arasında çokça duyduğunuz bir söz vardır “Her şeyin yeri ayrı.”  Eskiyi “gelenek” diye ifade edecek olursak, geleneğin hayatı algılayışında bir düalite olmadığını görürüz. Dünyevî hayat, dinî hayat gibi bir ayrımın olmayışını “Din, hayattır” düsturundan biliyoruz. İşte tam da bu sebeple eskiden fizik kitabına da fıkıh kitabına da girişte Arapça ifadeleriyle yer alan “Besmele”, “Hamdele” ve “Salvele” ile başlanırdı. Hatta sadece kitaplara değil, resmî yazışmalara ve önemli sözleşmelere de böyle başlanırdı. Bir yazıda bu ifadelerin bulunmayışı, o yazının önemli olmadığının işareti olarak görülürdü.

Modern zamanlar insanlığa “Kendini gerçekleştir, farklı ol, tarzını yarat, yeni bir şeyler söyle!” diye bağırırken eskiden bakış açısı daha farklıydı. Geleneğin önemli temsilcilerinden Abdulvahid Yahya (René Guénon) bu farkı şöyle ifade eder: “Geleneksel bir uygarlıkta, bir insanın, bir düşüncenin mülkiyetini kendine mâl etmeye kalkışması neredeyse akıl almaz bir şeydir. Yani her halükarda insan böyle bir şey yaparsa kendisinin bütün itibarını ve nüfuzunu bununla ortadan kaldırmış olur. Çünkü böylece o, düşüncesini hiçbir gerçek düzeyi olmayan bir tür fantezi düzeyine indirgemiş olur. (…) Doğru bir düşünce yeni olamaz çünkü hakikat, insan aklının bir ürünü değildir. Hakikat bizden bağımsız olarak vardır ve biz onu sadece bilmek ve tanımak zorundayız.” Eskiler bunu “Gök kubbe altında söylenmemiş söz yoktur.” diye ifade etmişler.

Yazının devamı; Mostar Dergisi Nisan 2017 sayısında.