Kilise, Kendisi Gibi Düşünmeyeni Sevmez

Katoliklere göre Papa yanılmazdır. Ona itaatten yüz çevirme bir sapıklık olarak kabul edilir. Hıristiyan âleminin ruhanî lideri, atalar atası, baba, Hristiyanların çobanı ve şefi, kutsal peder, Petrus’un halefi, elçilerin prensi, aracı, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi ve görünür yüzü…

Mostar Dergisi Nisan 2017 Tarih Diyalogları

Tarih Diyalogları / Davut Bayraklı

Abi, bu aralar, aklıma takılan bir mesele üzerinde düşünüyorum.

Çok da yorma kendini. Sen alışık değilsin böyle şeylere.

Şakayı bırak da abi, şu Papa meselesini benim anlayacağım şekliyle bi’ anlatsan olur mu? Kimdir bu Papa? Hristiyanlar neden bu kadar korkuyor, çekiniyorlar ondan?

Bakıyorum da Tarih meselelerini bitirmiş, Dinler Tarihi meselelerine dalmışsın.

 Neticede ikisi de Tarih işte abi. Sen anlatacak mısın?

Önce şunu öğren, bütün Hristiyanlar değil, sadece Katolikler ondan çekinir ve korkar. Çünkü Papa, Roma Katolik kilisesinin başkanı, Katolik mezhebinin ruhanî lideri, bütün Katoliklerin mutlak teslimiyetle yükümlü oldukları en büyük papazdır. Doğal olarak Protestanlar ya da Ortodokslar için onun hiçbir bir önemi yok.

Anladım abi. Onları sormayacağım zaten. Benim işim, hatasız olduğu söylenen Papalarla. Bu doğru mu?

Evet, doğru. Katoliklere göre Papa yanılmazdır. Ona itaatten yüz çevirme bir sapıklık olarak kabul edilir. Hıristiyan âleminin ruhanî lideri, atalar atası, baba, Hristiyanların çobanı ve şefi, kutsal peder, Petrus’un halefi, elçilerin prensi, aracı, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi ve görünür yüzü…

Bu saydıkların bir insan için oldukça fazla değil mi?

Daha devam edecektim ama sen durdurdun.

Bana bu kadarı bile yetti.

Sözümü kesme de dinle. Madem sordun, bırak da anlatalım. Papalar, kardinaller denilen ruhanî meclisin üyeleri arasından seçiliyor. Seçilen papa, ölene kadar bu görevde kalıyor. Seçim, Katolik inancına göre, Kutsal Ruh’un yardımıyla yapılıyor.

Yani bu seçimlerde Kutsal Ruh’tan önce Vatikan’daki Mason Örgütleri ve siyasî, ekonomik çıkar güden şirketlerin sözü geçmiyor mu diyorsun abi?

Doğruyu ifade etmenin bin bir türlü yolu varken sen neden en düz olanını seçiyorsun? Biraz daha kibar söyleyebilirsin bunu, değil mi?

Bunu ben demiyorum abi. Merhum Aytunç Altındal Hoca demişti. Ben oradan naklediyorum. Zaten eskisi kadar etkisi kalmayan bir şeyden bahsediyoruz.

Tam olarak öyle değil. Siyasî otoritesi geçmişten bu güne zayıflamış da olsa hâlâ cemaatleri üzerinde etkileri var. Aksini söylemek gerçekçi olmaz.

Şu cennetten arsa satma meselesi nedir peki? Bu emlakçı kafanın aslı astarı nedir, gerçekten var mı böyle bir uygulama?

Sohbetin başında söylediklerimle birbirine bağlı şeyler bunlar. Yani şöyle düşün, papalık kurumu, yetki olarak her şeyin üstünde. Katoliklikte en yetkili kişi o. Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi kısaca. Böylesine yetkili bir kişi, Katolik mezhebine bağlı birine, Tanrı adına cennet vaat edebilir ve buna bir belge tanzim ederek (Endüljans) cennetteki yerini belirtebilir.

Bu çok garip bir durum değil mi abi?

Daha da garibi var. O da şu ki, bu belgeyi edinen kişinin, ölünce cennete girip papanın tayin ettiği yere yerleşeceğine kesin bir şekilde iman etmesi.

Cennetle kandırmak yerine cehennemle korkutmak sanki onların tarzlarına daha fazla uyuyor abi.

Onu da yapıyorlar, merak etme. Bu işler hiçbir zaman tek taraflı olmuyor zaten. Bir yandan cennetten arsa satıyorlar, bir yandan da otoritesini kabul etmeyen, kendisine boyun eğmeyen, istediği gibi düşünüp hareket etmeyen insanları da dinden atıyorlar.

Yani “Aforoz” dediğimiz şey. Peki, buradaki mantık ne abi?

Benim bildiğim, otoriteyi koruma meselesi. Kendi otoritesini korumak isteyen bu kadar kuvvetli bir kurum, kendisi için tehlike arz edecek kişi, kurum, fikir hatta kitapları dahi en korkunç şekilde cezalandırabiliyordu. Tarih bunun örnekleriyle doludur, bilirsin.

Evet, Galileo, Bruno gibi nice kişiler.

Evet, bu saydıkların ilk elde akla gelen isimler. Bu tarz bilimle kilisenin çatıştığı yerde kilisenin karşısına geçen her isim aynı akıbete uğramıştır diyebiliriz.

Yani hepsini yaktılar mı?

Elbette hayır. Kastettiğim şey, hepsinin belli bir cezaya çarptırılmış olması. Bazısı Bruno gibi ateşte yakılmış, bazısı Galileo gibi sözünden dönene kadar işkence görmüş, baskı altına alınmış, bazısı da Bacon gibi senelerce hapiste yatmışlar. Neticede hepsi kilisenin söylemine karşı çıkarak ceza almayı hak ediyordu.

Papa, hiç sahip çıkmıyor muydu bunlara? Neticede aralarında rahip olanlar da vardı, değil mi?

Bu adamlar kilisenin söylemine karşı çıkarken aslında Papa’ya karşı çıkıyorlardı. Neden sahip çıksınlar ki?

Ama Galileo’yu bir Papa korumuştu yanılmıyorsam.

Hayır, yanılmıyorsun. O istisnaî bir durumdu. Kendisini koruyan Papa ile Galileo gençlik yıllarında arkadaştılar. Ayrıca Galileo, yazdığı kitabı ona ithaf etmişti. Yani küçük bir uyanıklıkla hem ceza alma ihtimalini sıfırlamış hem de kitabın kilise ve engizisyon kurallarına takılmasını engellemiş oldu.

Kısacası Papaları direk Kutsal Ruh yönetiyordu. Haliyle yanlış yapma imkânından da yoksundular. Yani bir Katolik için en büyük ve en doğru irade; papanın iradesiydi. Öyle mi abi?

Evet, gayet iyi anlamışsın. Şimdi bu anladıkların üzerine biraz daha düşün.