Sam Amca’nın Oyunlarından Kültürel Kodlarımızın Bozulmasına

Dünya hayatının geçici olduğunu bilen insanlar için en büyük sorun, hafızadır. Çünkü elimizde var olan bu veri, her nedense onu sıklıkla unutmamıza bir türlü engel olamıyor. Hayata ölümle birlikte geldiğini bilen insan, nasıl olur da ölmeyecekmiş gibi yaşar? İçinde yaşadığımız çağ, insanı yutan bir girdap gibidir. Bu, öyle büyük bir girdap ki öldürücü darbeyi vurmak istediği insanı tek başına içine çekmiyor. Onu, meşgul olduğu her şeyle birlikte bünyesine alıyor ve sonra acımasızca eziyor, öğütüyor, un ufak ediyor, bir kenara atıyor. Bu sonuçtan sonra elde ne kalıyor? Cengiz Aytmatov’un tanımladığı “mankurt” tarzında hafızası, zihni, kelimeleri ve dili olmayan bir insan!

Mostar Dergisi Nisan 2017 Kapak

Kapak / Davut Bayraklı

Süreç, ilk olarak tüketim kültürünün ayrılmaz bir parçası olmamızla başlıyor. Birileri ya da bir şeyler bize çılgınca tüketmemizi söylüyor. Hem de hayrına, şerrine bakmadan yapıyor bunu. Ya çok kitap okumamızı ya çok gezmemizi ya da gerekli gereksiz tatil yapmamızı istiyor. Yunanlılar için söylenen bir söz vardır: “Yemek için çalışırlar, çalışmak için yerler.” İşte anlatmaya çalıştığımız durum tam olarak budur. Birileri önümüze birbirine eklenmiş bazı hedefler koyuyor. Tıpkı bir katarın vagonları veya bir zincirin halkaları gibi… Sürekli verilen telkinlerle bu katarın vagonlarını bozmamamızı, zincirin halkalarını kırmamamızı istiyorlar. Bir gün kişisel gelişim üzerinden ikna ediliyoruz, bir başka gün kesinlikle başarı basamaklarını tırmanma felsefesi üzerinden. Ama bizden istenen şey hiç değişmiyor: Hep ileriye odaklan ve amacına doğru vaz geçmeden, yenilmeyi unutarak yürü!

Erdem Yenilmektedir

Samuel Beckett, “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.” derken sesi o kadar cılız kalıyordu ki kapitalist kafayı yerle bir edecek bu sözü duyamadık. Bir tarafta “Hep kazan, her şeye ve herkese rağmen kazan, büyük ol, en büyük ol!” diyenler vardı. Ve onların bu büyülü sözleri “yenilgi yenilgi büyüyen zaferleri” görmemizi engelledi. Modern çağın kazanma ve galip gelme, üstün olma, rakipleri saf dışı bırakma putu başımızı döndürdüğü için yenilgilerin içinde gizlenen zaferleri göremedik. Daha güzel yenilmenin kazanma putunu nasıl kıracağını, nasıl parçalayacağını keşfedemedik. İlâhî bir ihtar gibi tepemizde dönüp duran, kulak zarlarımızı parçalayan “Sakın zincirin halkasını kırma, vaz geçme!” mottosu bizi bizden almıştı.

Yazının devamı; Mostar Dergisi Nisan 2017 sayısında.