Sıvaları Dökülen Adalet

Farhadî’nin son filmi “Satıcı”, diğer filmlerine nazaran daha keskin köşeli bir film. Özellikle finalde insanı bıraktığı adalet-intikam ikilemi sizi rahatsız ediyor ve yazının başındaki soruyu sorduruyor. Film bitiyor ve siz başrolünde kendinizin olduğu bir hikâye yazmaya başlıyorsunuz, “Ben olsam ne yapardım?” Hep söylerim, iyi filmler, film bittikten sonra da devam eden filmlerdir.

Mostar Dergisi Nisan 2017 Beyazperde / Asghar Farhadi

Beyazperde / Süleyman Salih Şahin

“Cevap veren değil, soru soran sinema çağındayız” diyen İranlı yönetmen Asghar Farhadî, son filmi “Satıcı” ile küçük soru işaretlerini bir araya getirerek kocaman bir soruyu zihnimizde bırakıp gidiyor: “Ben olsam ne yapardım?”

Adalet arayışının intikamla ettiği dansta intikamın adalete taktığı çelmeyi ve utancın kucağında beslenen merhametin büyüyüp serpilerek utanca galebe çalmasını soluksuz izletiyor Farhadî. İkinci Dünya Savaşı akabinde Amerika’nın içine düştüğü ekonomik ve toplumsal değişimin bir satıcıyı ve ailesini tüketmesini anlatan Arthur Miller’ın meşhur tiyatro oyunu “Bir Satıcının Ölümü” ile üstü kapalı ve ince paralellikler kuran Farhadî, günümüz İran toplumuna da objektif bir bakış sunuyor.

Asghar Farhadî ilginç bir isim. Genç ve kimsenin tanımadığı biriyken 2009 yılında çektiği “Elly Hakkında” filmi ile farklı bir şeyler ortaya koyacağının sinyallerini verir ve 2012’de “En İyi Yabancı Film” dalında Oscar ödülünü aldığı “Bir Ayrılık” filmiyle aniden tüm dünyanın ilgi odağı olur. Böylesi bir sıçrayış -ki sıçrayışı sağlayan Oscar ödülü gibi gözükse de bunun asıl sebebi film dilinin güçlü olması- sonraki filmler için bir risktir. 2013 yılındaki “Geçmiş” ve bu yıl yine Oscar’ın “En İyi Yabancı Film” ödülünü alan “Satıcı” filmi ile yükselen ivmesini sürdürüyor Farhadî.

Yazının devamı; Mostar Dergisi Nisan 2017 sayısında.