Tekke Kavukluğundan Kuyumcu Vitrinine Derviş Külahı

Bugüne değin müslümanlara zühdü ve takvayı öğütleyen, onlara nefislerini nasıl terbiye edebileceklerini gösteren ve bunu da başaran tasavvufun, günümüzde bir sokak arası kafesinin açılışını haber veren bir pankartın malzemesi olması dönüşümün (siz buna bozulma da diyebilirsiniz) ne denli büyük olduğunu göstermektedir: “Ab-ı Hayat Kafe, Tasavvuf Çikolata Kahve Şerbet”.

Mostar Dergisi Mart 2017 Fikir

Fikir / İbrahim Aksu 

Klasik İslâm düşünce geleneğinin ilk elde zikredilmesi gereken hususiyetlerinden birinin madde ile mana arasında gözettiği uyum fikri olduğu söylense sanırım kimse itiraz etmez. Ancak bu uyum her ikisinin de eşit düzeyde kabul edildiği bir uyum şekli değil, maddenin manaya tabi olup nihai varlık sebebini ondan aldığı bir uyumdur. Diğer bir deyişle, asıl olan manadır. Esasında bir adım daha öteye gidip bu durum kadim dünyanın genel karakteristik niteliği olarak da sunulabilir. Ne var ki, önce Batı’da doğup gelişen ve ardından da müslüman topraklarına hücum eden modernleşme düşüncesi ve beraberinde getirdiği maddî, manevî, zihnî, kültürel dönüşümler, kadim dünyanın ve bu arada da İslâm düşünce evreninin, o evren içinde bulunan bizlerin maddeye ve manaya bakışını, onlara verdiği değeri alt üst etmiştir. Yaklaşık üç yüz yıllık bir süreçte çizilen ve adım adım kararan bu tablonun en karanlık kısmını sanırız günümüz teşkil etmektedir. O kadar ki, bugün artık maddî ve manevî olandan hangisinin hangisi için olduğu sorusu dahi anlamını yitirmiştir denilebilir. Neredeyse yalnızca maddî olanın ve madden ölçülebilenin saltanatı vardır artık.

Sanat Eserinden Tüketim Malzemesine

Konu hakkında yazan uzman isimlerin bu konu çerçevesinde dile getirdikleri ortak fikir, ister olumlu isterse olumsuz değerlendirilsin, kadim düşünce evreni ile olan bağlarımızdaki esaslı kopuşun, sanayi devrimi ile gerçekleştiği yönündedir. Sanayi devrimini takip eden süreçte insanın her türden faaliyetinin her türden ürünü, alınıp satılabilen ve bir fiyat etiketine sahip meta haline gelmiştir. Başka bir deyişle, artık her şey “pahası” yani maddî olarak ölçülebilir karşılığı kadar “değerli” ve “anlamlı”dır. Elbette bunun doğurduğu sonuç, Ulvî/yüce – süflî/aşağı, maddî – manevî ayrımının giderek silikleşip yok olmasıdır. Bu yeni durumda artık bir sanatkârın, bir ilim adamının, bir düşünürün meydana getirdiği eser, ruhu ve aklı doyurmaya, insanı kemâle yaklaştırmaya bir vasıta olmaktan ziyade, kültürel bir tüketim malzemesi, hatta iyi bir gösteriş vesilesidir. Kıymetini belirleyen de piyasa değeridir.

Yazının devamı; Mostar Dergisi Mart 2017 sayısında.