Türkiye’nin Yeni Bir Kütüphane Fikrine İhtiyacı Var

Her mahallede cami değil, mescit olmalı ve bu mescit etrafında, bir külliye gibi, mahalle kitaplığı, gençler için etüt salonu, bir çay ocağı, yemekhane olmalı. Her mahalle kitaplığında ortak kitaplar olmalı. Biz Türklerin milletleşmesi cemaatleşmede, camide mümkün olacaktır. Bu yüzden Türkiye’de bilhassa cehaletin itibarlı hâle getirilmesini kırabilmek ve bilgilenme yolunu açabilmek için mescitlerimiz rol sahibi olacaktır.

Mostar Dergisi Mart 2017 Ters Köşe

Ters Köşe / M. Raşit Küçükkürtül 

Dörtyol noterliği’ndeyiz. Başkâtip Süleyman, arşivlerinde 1928’den kalma belge bulunduğunu söylüyor. Bahsettiği belgeler kolayda olmadığı için görme imkânı olmuyor. Noterlik, elindeki arşivi muhafaza etmek için ayrıca bir dükkân daha kiralamış. Dörtyol’un birinci noterliği olduğu için en eski belgeler, bölgedeki en eski noterlik işlemlerine ait belgeler onların elinde. Noter başkâtibi Süleyman’dan öğrendiklerim beni düşüncelere sevk etti. “Şehir arşivi” diye bir müessese tahayyül ettim. Bu “şehir arşivi” fikrini de İl Halk Kütüphanesi’yle telif ettim.

Kahramanmaraş’ın halk kütüphanesi, kurulduğu yerde duruyor hâlâ. Kütüphane binası, sanırım bir kere tamirat görmüştü fakat kullanılan eşyalar, masalar, sandalyeler, bahçesinin bakımsızlığı… Bütün bunları düşünüyorum da, yirmi yıl önce gittiğim Karacaoğlan İl Halk Kütüphanesi’nden bugün de pek farkı yok. Türkiye’nin nüfusa oran bakımından en çok üyesi bulunan kütüphanesidir, hakeza gündelik olarak da en çok kullanılan kütüphanelerindendir Kahramanmaraş’taki Karacaoğlan Halk Kütüphanesi. Okumayı söküp de yolumuz Karacaoğlan kütüphanesine düşünce, kötü bir hatıranın da sahibi olmuştum. Oldukça sakin kütüphanenin merdivenlerinden çıkıp ikinci katına varınca, masanın üstüne ayaklarını salmış, bilgisayarda soliter oynayan bir memur gördüm. Adam beni ikâz etti: “Çocuk kitapları aşağı katta!” hâlbuki aşağı kattaki kitaplar bayat kitaplardı, çocuksu kitaplardı, ben onları mı okuyacaktım? Resmen yasaktı yukarıdaki kitapları kullanmam; kütüphane memuru diye oraya konan eringeç tosuncuk kitapla arama girdi.

Türk Mahalle Mescidi

Karacaoğlan Halk Kütüphanesi’nin bulunduğu yer, 1950’lerde 1960’larda şehrin işlek, merkezî yerlerinden biriydi. Bugün artık orası aynı hareketliliğe, merkezîliğe sahip değil.  Kimsenin de kütüphanenin yerini daha merkezî bir yere taşımak gibi bir derdi yok tabii. “Okuryazar mısın Uyurgezer mi?” kitabını çalışırken kütüphane meselesini ele almıştım. Maalesef kütüphanelerimiz kadar kütüphane fikrimiz de çok fakir. Merkezî bir yerde, alt tarafı dükkânlara kiralanan, kafeteryası bulunan, çay ocağı olan, işten çıkıp gündelik gazete, derginin okunabildiği çok fonksiyonlu bir halk kütüphanesi kurmak çok zor bir şey değil fakat Türkiye’de bilhassa cehalet yüceltiliyor. Yakınma ve mübalağa ile durumu anlatmaya çalışmıyorum. Gerçekten de gençler arasında kitap okumamayı, cehaleti övünç vesilesi yapanları görüyorum. İlber Ortaylı’nın ismi üzerinden üretilen cehalet esprileri, aslında Türkiye’de vuku bulan bu işin üzerine tüy dikmek kabilinden bir furyaydı.

Yazının devamı; Mostar Dergisi Mart 2017 sayısında.