Gertrude Bell ve Britanya’nın Ortadoğu Politikası

Güneşin üzerine batmadığı söylenen şeytanî İngiliz İmparatorluğu’nun, Hindistan ve Akdeniz’deki çıkarlarının sürdürülebilmesi ve rakiplerine karşı güç üstünlüğü kazanabilmesi için Ortadoğu’ya yönelik bir dış politika belirlemesi önemli olmuştur. Yüce’nin çalışması, dönemin Britanya’sının dış politikasının anlaşılması ve bölgenin yapısının İngiliz çıkarlarına göre nasıl değiştirildiğinin tespit edilmesi açısından da önemlidir.

Mostar Dergisi Mayıs 2017 Kebikeç

Kebikeç / Arif Akbaş

Günümüzde Ortadoğu’yu anlamak ve bu bölgede olan kirli oyunla mücadele edebilmek için muhakkak İngiltere’nin dış politikasını etraflıca bilmek gerekiyor. Aslında Britanya’nın bu kadim topraklarla ilişkisi çok eski tarihlere dayanmaktadır. Bir zamanlar bu coğrafya, Osmanlı topraklarıydı. Çıkarcı İngiliz dış politikası neticesinde, bölge kan ve gözyaşıyla boğuldu. Ulu çınarımız Osmanlı’yı yıkmak için bölgede binlerce İngiliz casusu faaliyet göstermişti. Dolayısıyla Ortadoğu’daki İngiliz oyunlarını çözümleyebilmek için özellikle bu bölgede faaliyet gösteren ajanların hayatlarına dair bir takım eserleri okumayı oldukça ilgi çekici buluyorum. Ortadoğu’da dökülen kanın, ihanetin, savaşların ve Türk-Arap çatışmasının baş mimarı olan İngiliz ajanı Lawrence, bunlardan sadece en bilineniydi.  Yıllar önce Werner Herzog’un yazıp yönettiği “Queen of the Desert” (Çöl’ün Kraliçesi) isimli filmde ise Gertrude Bell, bir kadın ajan olarak canlandırılıyordu. Gertrude Bell’in hayatını anlatan önemli bir çalışma, bu yakınlarda Nizamiye Akademi tarafından yayımlandı. Akademisyen Samet Yüce, “Britanya’nın Ortadoğu Politikası ve Gertrude Bell” isimli kitabında, 19. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyılın başlarında Britanya’nın Osmanlı coğrafyası üzerindeki politikası, bu politikanın belirlenmesinde ve yürütülmesinde en etkili aktörlerden biri olan Gertrude Bell’in fonksiyonunu inceliyordu.

Güneşin üzerine batmadığı söylenen şeytanî İngiliz İmparatorluğu’nun, Hindistan ve Akdeniz’deki çıkarlarının sürdürülebilmesi ve rakiplerine karşı güç üstünlüğü kazanabilmesi için Ortadoğu’ya yönelik bir dış politika belirlemesi önemli olmuştur. Yüce, çalışmasında buradan hareketle, Britanya’nın Ortadoğu politikasının temel fikrî esaslarını ele aldıktan sonra İngiliz dış politikasının kullandığı araçları irdeliyor. İngilizlerin dış politikasında en çok, bölgede görevlendirilen yetkilileri etkili olmuştur. Bu bağlamda İngiliz dış politikasını Gertrude Bell’in bölgedeki faaliyetleri, eserleri, mektupları ve günlükleri üzerinden okumak oldukça faydalı. Yüce’nin çalışması, dönemin Britanya’sının dış politikasının anlaşılması ve bölgenin yapısının İngiliz çıkarlarına göre nasıl değiştirildiğinin tespit edilmesi açısından da önemlidir.

Kırk Haramîler

Kitabı okurken özellikle Britanya’nın dış politikasını etkileyen unsurların; sosyal Darvinizm, şarkiyatçılık, sanayi devrimi ve emperyalizm olduğunu fark ediyorsunuz. Bu paradigmaları anlamak, bir manada, olayın nasıl geliştiğini anlamak ile de ilintili. İngiliz dış politika aygıtı, Ortadoğu’yu bazı araçlar ve oyunlarla şekillendiriyordu. Sıklıkla müracaat ettikleri ticarî örgütlenme, levant kumpanyası, serbest ticaret, misyonerlik, okullar, sağlık kuruluşları, bunlardan sadece bazılarıdır. Britanya’nın dış politikasını etkileyen kişilerin genel özelliklerine baktığımız zaman, kendi inançlarının dış politikaya da yansıdığını görüyoruz. Beslendikleri hastalıklı fikirler bu yöneticilerin bakış açısını belirlemiş ve kendi perspektiflerinden bakarak ülkelerinin dış ilişkilerini değerlendirmişlerdir. Kendi öznel yaklaşımları ile ülkelerinin beklenti ve çıkarlarını harmanlayarak ortaya koydukları dış politika, nesnellikten oldukça uzak kalmıştır. Daha çok ülke çıkarlarını ve kazanmaya, üstünlük kurmaya odaklı bir anlayışın ürünü olan dış politikalarını belirlemişlerdir.

Ortadoğu’yu şekillendiren aktörlere baktığımızda belli başlı bazı hayaletimsi isimler ile karşılaşıyoruz; Winston Churchill, Horatio Herbert Kitchener, Sir Percy Cox, Henry McMahon, Mark Sykes, Ronald Storrs, Thomas Edward Lawrence, bu karanlık simalardan yalnızca bir kaçı. Ayrıca büyük savaş sonrası Gertrude Bell, 1921 Kahire Konferansı’na katılan kırk Ortadoğu uzmanı arasında tek kadın temsilcidir. Winston Churchill’in “kırk haramîler” dediği bölge uzmanları, Ortadoğu’nun geleceğine karar vermek üzere Kahire’de toplanmışlardı.

Bir Haramzâde

Yazar Yüce’nin de belirttiği gibi Kahire’deki toplantının gündemi olan maddeler uzun uzadıya görüşülmüş ve kendilerince çözümler üretilmişti. Kahire Konferansı heyeti, bir Arap liderin önderliğinde yeni Irak devleti kurulması yönünde bir karar almıştı. Buradan da anlaşılıyor ki Gertrude Bell, Irak devletinin kuruluş aşamasında aktif olarak yer alıyor. Yüce’nin çalışmasında Irak Devleti’nin kuruluş sürecinde onun çabaları ve incelikli politikası etraflıca ortaya çıkıyor. Öte yandan Gertrude Bell’in ülkesinin politikasını bölgeye monte ederken kurduğu ilişkiler ve izlediği karanlık stratejiler de oldukça önemli, bu bağlamda Yüce tarafından Bell ve Britanya’nın Ortadoğu politikası arasındaki “korelasyon” (bağlantı) da açıklanmaya çalışılıyor.

Bell, Osmanlı Devleti’nin bölgedeki hâkimiyetini zayıflatmak amacıyla bölgenin önemli kabile liderleriyle görüşmüş, dostluklar geliştirmiş ve bu dostluklar sayesinde öğrendiği önemli bilgileri ülkesine taşımıştır. Osmanlı devletine karşı başlatılan isyanların arkasındaki örgütleyici kişilerden biri olmuştur. Bununla birlikte Bell, kendince Mezopotamya’da “model bir devlet” kurmak istemiş ve Britanya yönetimine sempati kazandırmak suretiyle İngiliz İmparatorluğu’nun dünya üzerindeki hâkimiyetini kuvvetlendirmeyi hedeflemiştir. Aslında günümüzdeki İngiliz dış siyaseti bu bölge için Bell’in ideallerinden zerre miskal sapmamıştır. Yüce’nin çalışmasını Ortadoğu’yu incelemek suretiyle kaotik meselelerin sağlıklı bir analizini yapmak isteyen kişilere yol gösterici bilgiler sunduğunu düşünüyorum. Haramîler aynı haramzâdeler çünkü…