Günlük Hayatımızda Kıbleyi Nasıl Bulabiliriz?

Müslümanlar arasında fikir farklılıkları olabilir ve bizler meşru sınırlar içerisinde farklı şekillerde davranmayı tercih edebiliriz. Bu nedenle her birimiz kişisel olarak, tek başımıza kendi bilgi, birikim, tecrübe ve yeteneklerimize göre bir rota belirleyebiliriz ve bundan ötürü de yanlış bir şey yapmış kabul edilmeyiz. Ancak, ne zaman ki bir araya gelmek durumunda kalırız, o vakit kendi kanaat ve tecrübelerimizi, daha iyi bildiğini ve eyleyebileceğini düşündüğümüz kimse yahut kimselerinkine eklemek ve onlarla birlikte davranmak zorundayız.

Mostar Dergisi Mayıs 2017 Fikir

Fikir / İbrahim Aksu

Arapça “yön” anlamına gelen “kıble”, telaffuz edildiğinde, müslüman zihninde birden fazla çağrışıma imkân verebilecek denli zengin bir terimdir. Elbette bu çağrışımlardan ilki ve en önemlisi ibadetlerimiz esnasında yöneldiğimiz yer olan Kâbe-i Muazzama’dır. Bunun nedeni ise, en temelde ibadetlerimizi geçerli kılacak unsurlardan birinin istikamet tayini olması ve bu tayinde de Kâbe-i Muazzama’nın esas kabul ediliyor oluşudur. Bu iki husus, önemlerine binâen hem Astronomi hem de fıkıh kitaplarında inceleme konusu edilmiştir. Müslüman astronomlar, istikametin, yani Kâbe’nin yerinin doğru yahut doğruya yakın şekilde nasıl belirleneceği hususu üzerinde durmuşlar ve bunun için gerekli araçları icat etmişlerdir. Fıkıh âlimleri ise kişinin kıbleyi, yani gerekli istikameti kendisinin tayin etmek zorunda kaldığı durumlarda, hangi adımları atmasının onu dinî olarak sorumluluktan kurtaracağını ve kılacağı namazı fıkhen makbul hale getireceğini ortaya koymuşlardır. Bu bağlamda atılması zarurî bazı adımlar zikredilmiştir. Daha geniş bir çerçevede düşündüğümüzde ise bunların bize, yalnızca namazın kabulü için gerekli değil, aynı zamanda, günlük hayatımızda peşinden koştuğumuz hayırlı hedeflere erişmek için de gerekli istikameti tespit hususunda yardımcı olabilecekleri anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle, bizler için genel bir hareket tarzının ana hatlarını çizebilirler. Bu yazı da ilgili adımların söz konusu maksat çerçevesinde nasıl yorumlanabileceğine dair bir deneme girişimidir. Bunun için Ömer Nasuhi Bilmen merhumun ilmihalindeki açıklamaları başlangıç noktası olarak alabiliriz:

  1. Bir kimse kıble yönünden şüphelense ve yanında kıbleyi bilen bir adam olduğu halde ondan sormayarak kendi araştırmasına göre bir tarafa yönelerek namaz kılsa, eğer gerçekten isabet emiş ise namazı sahih olur. Fakat isabet etmemişse namazı sahih olmaz.

İlk madde, şayet imkân varsa bir bilene danışmanın yola çıkmadan önce yapılacak ilk iş olduğunu ortaya koymaktadır. Mevcut bilgi birikimini dikkate almadan ve buna sahip olanlara kulak vermeden yol almaya çalışmak tavsiye edilen bir şey değildir ve yalnızca hedefe varırsanız bir anlam ifade eder. Halbuki İslâm ahlâk düşüncesinin en temel erdemlerinden biri diye görebileceğimiz istişare, hayırlı işler için kendisine başvuranın hanesine yalnızca başarı söz konusu olduğunda değil, olmadığında da sevap olarak yazılır.

Yazının devamı; Mostar Dergisi Mayıs 2017 sayısında.