Kazanmaya Odaklı Yapay İnsan Tipi Kimin İcadı?

Batı dünyasının sineması bile yenilgi yüzü görmeyen kahramanlarla, şehirlerle, caddelerle doludur. Bir kişiyle bir ülkeyi, üç kişiyle bir gezegeni, on kişiyle evreni kurtarırlar. Kurmaca bir alanda bile yenilmeye tahammülleri yoktur. Her zaman ve her koşulda kazanmaları gerektiğine inanırlar. Bu inanç nedeniyle de önlerine koydukları insan prototipi her zaman yenen, her zaman kazanan bir şeydir ve edebiyattan sanata kadar daima zafere odaklanır.

Mostar Dergisi Mayıs 2017 Kapak

Kapak / Davut Bayraklı

Batı dünyasının modern hayata armağan ettiği insan tipi, her şeye rağmen kazanmaya ve yenilmemeye odaklı insan tipidir. Sosyal hayatın içinde yaşayan insanı böylesine kurgulayan Batı, medeniyetini de inşa ederken aynı noktadan hareket eder. Yenilmeyen, yıkılmayan, unutulmayan, yüzyıllar sonrasına kalmaya çabalayan insanlar, şehirler, yapılar…

Batı dünyası, Antik Yunan’dan Roma’ya kadar hayatın her sahasında yaratıcıyla kavgalı olduğunu ortaya koyan bir toplumun resmini çeker bize. Adeta kıyasıya bir yarış içerisindedirler, yarına kalmak adına. Estetik kaygı diye başlayan inşa süreci bir aşamadan sonra gerçek yüzünü dışa vurur: Gösteriş budalalığı. Yapılan her şey gösterişli olacak, şehirlerden, sanat eserlerinden evlere kadar her şey zamana meydan okuyacak… Böylece o şehirde, o evlerde yaşayacak insan da her zaman kazanmanın makbul olduğu bir dünya algısıyla yaşayacak, üretecek ve tüketecek. Dışavurumcu diyebileceğimiz bir zihniyetle hareket eden Batı dünyası, yaptığı her eserin dışarıdan estetik, havalı ve güzel görünmesini sağladığı oranda her işin yolunda gittiğine inandı. İçten çürüme başlayıp da bu olgu bir realite olarak karşılarına çıktığı zamana kadar devam etti bu durum. Orta Asya’da, Endülüs’te, Osmanlı’da semaya bakıp Allah’ın sanatına hayran olan bir toplumun mirasçıları olarak aya gitmeye çalışan, uzaya mekik gönderip yarın başka bir galakside birileri varsa bizden haberleri olsun diyen bu farklı ve garip dünyanın insanlarını anlamamız zordu. Bir amaç bittiğinde yerine yenisini koyuyorlar, devamlı kazanmak için oynuyorlar, birisi bitince diğerine başlıyorlar ve mütemadiyen kazanmak ve yarına kalmak kaygısıyla hareket ediyorlardı.

Betona Yenilen Ahşap!

Betonun gücüne sığınan ve zamana meydan okuyan tarafını tutup yücelten bu güruha karşı bizler, içinde oturup hayatımızı idame ettireceğimiz evleri bile ahşaptan yaptık. Çünkü ahşap çürümeye elverişlidir, zamana meydan okumaz, çağlara kafa tutmaz, kibri yansıtmaz. Böceklere bile yaşam hakkı tanır ahşap evler. Hepsinden önemlisi ahşaptan inşa edilen şehirler, kendisini inşa eden mimarın metafizik yönünü yansıtır. Sonra bu şehir gelir, küçük bir kıvılcıma teslim olur, bir kibritle yok oluverir. Sonra biz yeniden o şehirleri kurarız. Betonlaşma ile bu ruhu, bu bilinci de kaybettik. Betonlaşmayla zamana, çağa meydan okuduk, bazen kaybetmenin, her zaman kazanmamanın getirdiği güzelliği de yitirdik.

Batı dünyasının sineması bile yenilgi yüzü görmeyen kahramanlarla, şehirlerle, caddelerle doludur. Bir kişiyle bir ülkeyi, üç kişiyle bir gezegeni, on kişiyle koca bir evreni kurtarırlar. Kurmaca bir alanda bile yenilmeye tahammülleri yoktur. Her zaman ve her koşulda kazanmaları gerektiğine inanırlar. Bu inanç nedeniyle de önlerine koydukları insan prototipi her zaman yenen, her zaman kazanan bir şeydir ve edebiyattan sanata kadar daima zafere odaklanırlar. Zafere gidecek bu yolda da herkesi ve her şeyi yenmek, ezmek, alt etmek için çalışırlar, çabalarlar. Bu kaide kendi toplumları için de geçerlidir. Dünden bugüne miras olarak taşıdıkları insan tipi böyledir ve bugün küreselleşen dünyada bize de bu insan tipini ihraç etmeye çalışıyorlar. Peki, bizler böylesi bir anlayışla yaşayabilir, hayatımızı devam ettirebilir miyiz? Kazanmak ve sonunda zafere ulaşmak için her şeyi yapabilen bir insan modeli bizim için geçerli olabilir mi?

Yazının devamı; Mostar Dergisi Mayıs 2017 sayısında.