Metrobüs’e Beş Dakika

Dükkândan içeri giren kiracı adayı henüz istediği evin özelliklerini saymadan emlakçının cevabı hazırdır: “Tam sana göre bir evim var abicim!” Bu “Tam sana göre!” ifadesi günlerdir ev aramaktan bitap düşmüş kiracı adayını iyice mayıştırır, kendinden geçirir, çölde su, karda güneş etkisi yapar.

Mostar Dergisi Mayıs 2017 Sürahiden Bardaklara

Sürahiden Bardaklara / Nazım Yılmaz

Günümüzün en gereksiz mesleği denince aklınıza hangisi geliyor? Evet, ben de öyle düşünmüştüm: Emlakçılık! Hepimizin öyle ya da böyle yolunun düştüğü garip bir esnaf gurubudur emlakçılar. İstisnasız her seferinde bir süper kahraman gelse de bizi emlakçıların elinden kurtarsa diye iç geçiririz. Gel gör ki; ikinci el çorabın bile internetten satıldığı bir ortamda halen emlakçılar ülkenin en çok kazanan insanları olarak aramızda dolaşıyorlar.

Emlakçılık İçin Gerekenler

Özellikle mezuniyet sonrası kolay iş bulamayan gençlerin bir araya geldiğinde “Bu zamanda öğretmen olacaksın abi, üç ay tatili, hafta sonu, bayramı, seyranı…” diye uzayıp giden geyikler konur masaya. Hâlbuki bu zamanda yapılacak en kıyak iş emlakçılıktır. Bir kere sermaye istemez. Depodan bozma dükkâna bir koltuk, bir masa, iki de sandalye attın mı senden kralı yok. Ayrıca okulunu falan da okumak gerekmez. İyi kötü bir çevreniz varsa piyasanın en kallavi emlakçısı olur çıkarsınız alimallah. Zira emlakçılar komisyon usulüyle kazanırlar. Komisyon alabilmek içinse çok sayıda ev sahibinin tanıdık olması gerekir. Bundan sonrası laf cambazlığı…

Yüksek İkna Kabiliyeti

Laf cambazlığı demişken emlakçıların en mahir olduğu ve olması gereken konu budur. Çünkü kiracıyı, evin değerinden fazlasını ödemeye ikna etmek gerekir. Evin değerini belirleyen ulaşıma yakınlık, manzara, bina yaşı, kat, asansör vs. gibi kriterleri olduğundan başka gösteremeyen emlakçıların en geç bir yıl içinde dükkânı kapatıp oto yıkama açmaktan başka seçenekleri kalmaz. Bu açıdan sizin bir kriterden anladığınızla emlakçının anladığı arasındaki fark, Rolls Royce ile Hacı Murat arasındaki farka rahmet okutturur. Köyden indim şehire modunda garip mi garip, mazlum mu mazlum kiracı adaylarının ev bulma arayışlarına çıkınca yaptıkları en büyük hata bir emlakçının vitrinine göz atmaktır. Bu vitrin adeta böcek yiyen bitkisinin envai çeşit renkler ve kokulu salgılarla avını kendine çektiği yapraklarına benzer. Hiçbir şeyden haberi olmayan kiracı adayı vitrinde gördüğü ilk cümleye kanacak ve geri dönülmez yolculuğuna ilk adımı atarak emlakçı dükkânından içeri girecektir. Genellikle kendisini çeken cümle “Metrobüse beş dakika!” gibi iddialı ifadelerdir. Zira metrobüse binmeyi göze almış biri için beş dakika yürümek matematik hesaplarında ihmal edilen küçük sayı gibidir. Hele ki metrobüste oturabilmek için yolculuğunun tersi yönde gidip ilk duraktan metrobüse binenleri düşününce bunun ne demek olduğu daha kolay anlaşılabilir. Ancak kiracı adayının bilmediği bir şey var; o beş dakika, yürüyerek değil; uzay mekiğiyle beş dakika.

Yazının devamı; Mostar Dergisi Mayıs 2017 sayısında.