“FETÖ, Sağlıklı Sanılan Dokulardan Oluşan Bir Frankenstein’dır”

Bir insanın, ne olursa olsun, vatanına, devletine, bayrağına karşı dışarıdan başka devletlerle iş tutması, dinden çıkması gibi bir şeydir aslında. Bu oranda bir cüret içerir. Türkiye için konuşursak; milletine düşmansan, esasında sen, milletin geleceğine, namusuna, ırzına düşmansın demektir. Komple dinle alakalı bir sorun var demektir. Bir insan bunu yapmaya başladığı andan itibaren artık hainliğin sınırlarına da ulaşmış demektir.

Mostar Dergisi Temmuz 2017 Söyleşi / Ahmet Murat Özel

Dosya / Davut Bayraklı – Mehmet Erikli

 

15 Temmuz’un bir yıllık sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhuriyet tarihindeki en acayip hadiselerden biridir bence. Normalde darbe tecrübeleri oldu ama darbeler genellikle jakoben Kemalist asker odaklı bir şeydi. Bu darbe girişiminin içinde çok fazla bileşenli var. Asker işin bir tarafında, BAE diğer tarafında, Almaya bir başka tarafında ama bu bileşenler içine bir cemaat girmiş oluyor. Bu yönüyle çok benzersiz bir şey. Dünyada buna benzer bir şey var mı, bilmiyorum; dinî arka planı olan bir hareketin böyle bir koalisyonun parçası olup darbe yapması…

Daha önceki darbelerde, Türkiye’de askerî vesayet yapsa bile, sivil halka kurşun yağdırılmıyordu. Bunun bir de o taraftan bir farkı var…

Halkın içinden çıktığı varsayılan bir topluluk, sıradan insanlarla karşı karşıya geliyor. Sıradan insanların motive ettiği bir asker, sıradan insanlarla karşı karşıya geliyor. Şöyle bir tespit yapabiliriz: Sosyal hareketlerde de dinî hareketlerde de şeffaflaşmayan, kendi içine kapanan, içinde çok yoğun bir stres biriktiren sosyal bir hareket, Chucky gibi, bebek-katil, saflık-vahşet gibi bir sonuç doğurabiliyor. Bu stres, yukarıdan aşağıya doğru hiyerarşik baskının yoğunluğuyla tehlikeli bir hâl alıyor. Söz konusu baskı, muhabbetle, sevgiyle gelişen saygı gibi, itaat gibi, hürmet gibi bir varlık göstermiyor. Buralarda ruh nefes alamıyor. Burada kontrol edildiğini hissediyor insanlar. Telefonlarının dinlendiğini hissediyorlar. Adam, bir parçası olmuş ama aynı zamanda tehdit ve şantaja da maruz kalıyor; biraz da orada bu sebeple duruyor. Bunun yaşattığı müthiş bir baskı var. Bu baskının nasıl dışa vurduğunu, 15 Temmuz’dan önce, tweetleri ikiye katlayalım, muhabbetinde biraz gördük. Orada son derece “munis, sağduyulu” bir takım “abilerin”, nasıl birer canavara dönüştüğünü gördük. Bunun arkasında böyle bir baskı ve stresin olduğunu düşünüyorum. Genel olarak, ağlamakla filan bu stres kısmen boşaltılıyor ama geçmiyor.  Mesela “Kalbin Zümrüt Tepeleri” diye kitap var. Tasavvufî bir içerik veriyorsan arkasından onun gereklerini yaparsın. Rüyalar olur, seyr-i sülûk yönetimi olur, bu propagandanın, bu telkinin, bu talimin, bu terbiyenin devamında stresin boşaltıldığı bir mecra oluşturman lazım. Tarikatlar bunu yapar. Tarikatlar da bir stres, gerilim, cezbe yaratırlar fakat bunlar, tarikat içinde yönetilir. Dolayısıyla sâlik, delirmeden ilerler.

Yazının devamı; Mostar Dergisi Temmuz 2017 sayısında.