Esas Mesele Neydi?

Fethullah Gülen, İslâm akidesini bozmaya ve örgütün kanalları da bunu yaygınlaştırmaya çalıştı. İddia ettikleri şey şuydu: Hz. Muhammed (s.a.v.) aslında tüm insanları İslâm’a davet etmiş değildi. Evet, bu adamların söylediği şey, Hz. Muhammed’in ehl-i kitaba mensup insanları kendisine uymaya değil, salt Allah’tan başka ilah olmadığına davet etmiş olmasıydı. Çünkü böyle bir davete gerek yoktu. Zira Yahudi ve Hristiyanlar da pekâlâ İslâm’a girmeksizin kurtuluşa erebilirlerdi.

Mostar Dergisi Temmuz 2017 Dosya

Dosya / Murat Aydoğdu

Her türlü mucizeyi gördüğü halde sihirdir deyip inkârda ısrar edenler olduğu gibi, 15 Temmuz’da yaşananlara tiyatro diyebilenler de hâlâ mevcut. Ancak Fethullah Gülen’in kim ve yönettiği örgütün ne olduğu sorusunun cevabı, durumu o güne dek kavrayamamış olan kesimin büyük çoğunluğu için 15 Temmuz 2016’da ayan beyan ortaya çıktı. 15 Temmuz darbe girişimi, bu örgütün, başka herhangi bir yolla gerçekleşmesi mümkün olmayacak şekilde açığa düşmesine vesile oldu. Allah’tan şehitlere rahmet, gazilere şifa, canını ortaya koyan herkese ecir niyaz ederiz. Allah’a hamdolsun ki örgütü kendi kurduğu tuzağa düşürdü ve paramparça etti. Yoksa bu yapının bu derece süratli şekilde pasivize edilebilmesi asla mümkün olamazdı. Devlet örgüt mensuplarını tasfiye etmeye devam ediyor. Bu hengâmede mağdur olanlara ise halas niyaz ederiz.

 

Örgütün suç listesi ve yaptığı ahlâksızlıklar bir yıldır medyayı meşgul ediyor. Ne var ki 15 Temmuz öncesi ve sonrasındaki yaklaşımlara bir bütün olarak bakıldığında İslâmî kesimin FETÖ olgusuna yaklaşırken en temel meseleyi ıskalamaya devam ettiği görülüyor.

 

Aslında meselenin bir boyutunu Serdar Tuncer Yeni Şafak’ta ortaya koydu. Yapılması gereken şey, bu adamların ne kadar namussuz olduklarını tespit etmekten ziyade, nasıl bu kadar namussuzlaşabildikleri sorusunu sormaktı. Evet, soru buydu ve bu soru aynı zamanda Türkiye’de İslâmî düşünce vasatının sorgulanmasını da gerektiriyordu. Cevap ise usul-vusûl hiyerarşisinin ters yüz edilmiş olmasıydı. Meşru olmayan yöntemlerle meşru bir hedefe yürünemezdi. Hatta yöntemde meşruiyeti terk etmemek, hedefe ulaşmaktan daha önemli ve öncelikliydi. Aslında bu cevap, FETÖ olgusunu, Türkiye’deki İslâmî düşüncenin mevcut zaaflarından soyutlamanın mümkün olmadığı gerçeğini de gözler önüne seriyordu. Ancak meselenin bunun çok ötesinde bir boyutu daha var. Bu boyut, Türkiye’de İslâmî kesimin bir kısmının İslâm’la ilişkisinin sorgulanmasını gerektirecek kadar vahim.  

 

Yazının devamı; Mostar Dergisi Temmuz 2017 sayısında.