Genç Yazara Teklifler

Bir önceki yazımızda editörlerden şikâyetçi olan yazarların aslında yazı işinde daha dikkatli oldukları takdirde editörlerini vurmak zorunda kalmayacaklarından bahsetmiştik. Bu konuda da bazı ipuçları vermiş ve yazılan bir yazının editörün eline geçmeden bazı aşamalara tabi tutularak nasıl daha güzel olabileceğine işaret etmiştik.

Bunu, bir editör olarak kendimizi haklı çıkarmak niyetiyle yapmadık. Çünkü her iş gibi yazı işi de kendi iç disiplini olan ciddi bir iştir. Bir mühendis, mimar, doktor, hukukçu nasıl ki işini belli bir ciddiyet ve disiplinle yapıyorsa yazar da, yazı masasına geçtiği zaman aynı ciddiyet ve disiplinle işe başlamak, devam etmek ve tamamlamak zorundadır. Bu bahsettiğim zorunluluk, ortaya çıkarmak istediğimiz eserin ya da yazının mümkün olanın en iyisi olması içindir. Bu nedenle yazarlar daha iyi yazmaları, kendilerini yazı işine daha iyi verebilmeleri için belli rutinlere başvururlar. Her yazarın kendisine göre rutini vardır. Bir yazarda işe yarayan bu gündelik yazma kuralı, bir başka yazarda işe yaramadığı gibi beslenmesi gereken üretkenliği öldürebilir de. O nedenle yazı yazan her kişi kendi gerçeğinden hareketle gündelik tekrar dediğimiz bu rutinleri tespit etmeli. Balzac çok kahve içiyor diye siz de çok kahve içerek Goriot Baba’yı yazamazsınız yani.

Tam da bu noktada hem okuyucuya hem de yazı işçiliğiyle uğraşan ve editörlerden dertli olan yazarlara bazı ipuçları vermemiz gerekiyor. Şunu unutmayalım ki büyük yazarları büyük yapan, eserleri çok okunur kılan hatta onları klasik dediğimiz değere taşıyan yazı işçiliğinde yazarlar neler yapıyor ya da nelere dikkat ediyor? Bir editör olarak burada yazacaklarımız tartışmasız gerçekler değil, bizim ulaştığımız sonuçlardır. O yüzden okur, aşağıdaki satırları bir manifesto gibi değil de, bir tavsiye olarak değerlendirirse daha sağlıklı olur kanaatindeyiz.

Sonuç olarak daha önce verdiğimiz tavsiyelerin üzerine yenilerini ekleyelim ve editörlük mesleğini tarihin tozlu sayfalarına karıştırmak için çıktığımız yolculuğumuza devam edelim.

Davut Bayraklı’nın hazırladığı yazının devamı Mostar Dergisi Eylül 2017 sayısında.