Gözünü Budaktan, Sözünü Dudaktan Esirgemeyen bir Mebus

“Tarihi, her cins vak’a itibariyle bizimki kadar zengin bir millet daha var mıdır, bilemiyorum. Fakat riyazî bir kat’iyyet ile biliyorum ki milel-i mevcûde (mevcut milletler) içinde mazisini bizim kadar unutmuş bir millet yoktur.” Ali Şükrü Bey

Ali Şükrü Bey

İngilizler, dünya üzerindeki varlıklarıyla neden milletlerarasındaki etkili duruşlarını asırlardır sergileyebilmektedirler? Bu sorunun cevabını, meseleleri yüzeysel değerlendirenler, “Çünkü entrika temelli siyasetlerini, sömürü üzerine diplomatik bir dille yürütmektedirler.” şeklinde
tumturaklı bir yargıyla verebilirler. Ancak derinlemesine görüş sahipleri, asıl cevabın, şu olayla yakından ilgili olduğu hususunda bana hak vereceklerdir:

“V For Vendetta” filmine de ilham kaynağı olan tarihî hadisenin özeti şöyle: 1500’lü yıllarda İngiltere’de kilise, kraliyete tabi tutulur. Bu durumu hazmedemeyen, tek ideali, Katolik hıristiyan şeriatına dayalı teokratik yönetimi egemen kılmak olan Guy Fawkes adındaki kişi, yıllar sonra onlarca varil barut kullanarak İngiliz Parlamento binasını havaya uçurma hayalini hayata geçirecektir. Ne var ki dışarıya bilgi sızar ve bu plan, teşebbüs aşamasında
kalır. Fawkes, suçüstü yakalanarak vatana ihanetten idama mahkûm edilir. Sonraları bu hadise, “5 Kasım Barut Komplosu” diye adlandırılır ve Guy Fawkes de İngiltere’nin gelmiş geçmiş en büyük vatan haini ilân edilir.

Ali Şükrü Bey’in cenazesi

Nerede Vefa!

Yukarıdaki soruya dair burada asıl vurgulamak istediğim nokta şu: 1600’lü yılların başında gerçekleşmiş bu olayın faili Fawkes’in vaftiz edildiği kilise, hâlâ İngiltere’de dimdik ayakta duruyor. Söz konusu, vatan hainleri olsa dahi tarihlerinden ödün vermedikleri için İngilizler, hâlâ dünya üzerinde etkili olan köklü bir millet. Peki, bu durum bizde nasıl?

Bu yazımda, bir vatan haininden değil; aksine, Millî Mücadele yıllarında sayısız yararlılıklarla varlığını milletine vakfetmiş çok yönlü bir münevverden ve onun içler acısı akıbetinden bahsedeceğim. Bir takım siyasî ve ideolojik kaygılarla silinmiş, unutulmuş ve unutturulmuş bir şahsiyetten… Ali Şükrü Bey’den… Yıllar sonra, kendiyle aynı adı taşıyan Boğaz’daki köşkü dahi feci bir sonla karşılaştı. Uzun yıllar kaderine terk edilen köşkün, önce ilkokul yapılması istendi. Ancak birinci derecede tarihî eser olduğu belirtilerek bundan vazgeçildi. Çökmek üzere olduğu halde maddî imkânsızlıklarla vârisler tarafından restore de edilemeyen köşk, 1989’a gelindiğindeyse tabiri caizse tam bir katliama sahne oldu. Bir şahsa satılan köşkün duvarları ve bahçesindeki tarihî sarnıç, “turistik tesis yapılmak üzere” yıkıldı. Nerede haininin hatırasını dahi koruyanlar, nerede nice başarılara imza atmış bir değerinin izlerini siliveren bizler!

Cüneyt Dal’ın hazırladığı yazının devamı Mostar Dergisi Eylül 2017 sayısında.