İktidarın Dayandığı Sütunlar – İlmiyye

Asr-ı Saddet’ten Osmanlı Devleti’nin yıkılışıyla son bulan İslâm devletleri tarihinde, ilim erbabının önemli bir yeri vardı. Bu sadece, İslâmî bir devlet olmak dolayısıyla ilme ve âlime önem vermekten ileri gelmiyordu. Çünkü devletin dayandığı ana sütunlardan biri de ilmiyye sınıfı idi. Âlimler, devletin bekası, halkın refahı, adaletin temini için gerekliydi. Meşhur Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün Melikşah’a hitaben yazdığı mektupta dediği gibi, “Allah seni saltanatta daim etsin. Sen beni, saltanatta kendine rakip ve ortak olmuş zannediyorsun. Şunu bil ki bana verdiğin bu vezirlik diviti senin saltanat tacın ile birbirine bağlıdır. Ne zaman onu benim elimden alsan senin tacından da eser kalmaz.” Gerçekten de takdir-i ilahî, büyük vezir bir suikasta kurban gidince, Selçuklu mülkü de derinden sarsılmış ve hızla zayıflamıştır.

Bin Yıllık Hedef: Nizamiye Medreseleri

Cennet mekân Nizâmülmülk, kendinden sonraki asırları, devletleri etkilemiş bir devlet adamı ve vezirdir. Devlet adamı ve vezir dediğimize bakmayın, ulemadan yani ilmiyye sınıfındandır. Abbasi hilafetini zayıflatan iç ve dış güçler, devam eden asırlarda İslâm dünyasını allak bullak etmişti. Türlü fitneler baş göstermişti. Bu devreyi sona erdiren Selçuklu iktidarı sadece askeri ve ekonomik tedbirlerle fitne ateşini söndürmemiştir. Bir âlim ve devlet adamı olan, Nizâmülmülk’ün hem sultanın baş danışmanı olması, hem de halkın refahını sağlayacak birlik ve beraberliğin temini için attığı adımlar, çok kısa zamanda meyvesini vermiştir.

Ali Sözer’in hazırladığı yazının devamı Mostar Dergisi Eylül 2017 sayısında.