Yeni Çağın Mottosu : “Tüket ki Var Ol!”

Kanaat kavramı unutulalı herhalde çok olmuş olsa gerektir ki, hayatın gerçekliği içinde görünür halde bulunması şöyle dursun dillerde dahi artık varlığına rastlanmamaktadır. Halbuki, İslâm ahlâk düşüncesinin önde gelen unsurlarından biri olan bu kavram, fıkıhtan tasavvufa değin tüm İslâmî ilimlerin farklı vurgu seviyelerinde tavsiye ettiği ahlâkî bir meziyetin adıdır. Sözlükte “elindekine razı olma, yetinme, fazlasını istememe” gibi anlamlara gelen kanaatin bireyin ve toplumun yaşamında tezahür ediş biçimi sadeliktir. Bu tezahürün kalıcı hale gelmesinin, bireyin yahut toplumun hayatında karakter şeklini almış bir tavra dönüşmesinin adı ise zühttür. Bilge mimar Turgut Cansever’in söylediği gibi, sadelik aza razı olmak demek ise, züht de bunu bir yaşama üslubu seviyesine çıkarmanın adıdır.

“Kanaat bitmez tükenmez bir hazinedir” ifadesi, zayıf bir hadis-i şerif kabul edilmekle birlikte İslâm medeniyetinin kanaat kavramına bakışını özetlemektedir. Buradan hareketledir ki kanaat sahibi bir kimsenin bu dünyanın en zenginlerinden olduğu belirtilmiştir. Zira zenginliğin asıl ölçüsü “sahip olmak” değil “muhtaç olmamak”tır. Ne var ki kanaat denilen bu zenginlik, harcamanın ve tüketmenin zaruri seviyede giderilmesi gerekli bir ihtiyaç olmaktan çıkıp da “her şey” haline gelmesiyle beraber her milletin nezdinde olduğu gibi müslüman milletinin nezdinde de itibardan düşmüştür. Şüphesiz bu zihnî dönüşüm bir anda gerçekleşmemiştir. Tüm dünyayı ve bu arada da müslümanları etkisi altına alan, mensubu olmak zorunda kaldığımız ve kısa sürede de kendilerini terk edebileceğimiz pek mümkün görünmeyen mevcut ekonomik, sosyal ve kültürel sistemler, yaklaşık son iki yüz yıla yayılabilecek bir zaman zarfı içerisinde önce fiilî hayatımızdan, sonra düşüncemizden ve daha sonra da dilimizden kanaati söküp atmıştır.

İbrahim Aksu’nun hazırladığı yazının devamı Mostar Dergisi Eylül 2017 sayısında.