Anasayfa Köşeler DOSYA KONUSU

Yapıları, etkileri ve kaynak değerleriyle Osmanlı ... Sayı 72 Şubat M. Alaaddin YALÇINKAYA

Yapıları, etkileri ve kaynak değerleriyle Osmanlı Sefaretnameleri


Osmanlı İmparatorluğu, Ön Asya, Güneydoğu Avrupa ve Kuzey Afrika’ya hâkim büyük bir devlet olması sebebiyle komşuları başta olmak üzere çeşitli Avrupa, Asya, Afrika ve daha geç zamanlarda da Amerika kıtasındaki ülkelerle siyasi, iktisadi, ticari ve kültürel alanlarda ilişkilerde bulunmuştu. Bu bağlamda Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş döneminden itibaren çeşitli yabancı ülkelere birçok kere elçiler gönderilmişti. Bu elçilerin veya maiyetlerindekilerden birinin yolculuklarını, gözlemlerini ve faaliyetlerine dair bilgileri başta Sultan olmak üzere Sadrazam ve Reisülküttaba bildirmek amacıyla yazdıkları name, risale, takrir, seyahatname ve havadisname gibi raporlara genel olarak sefaretname denirdi. Bu bakımdan Osmanlı İmparatorluğu’nun dış politikasının aydınlatılmasında rol alan en önemli kaynaklardan birisi de sefaretnamelerdir. Osmanlı sefaretnameleri 15. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak 19. yüzyılın sonlarına kadar gelen bir süreçte kaleme alınmış olmakla birlikte günümüze kadar yapılan çalışmalarda yaklaşık 50 civarında sefaretname ortaya çıkarılmış ve bunların büyük bir kısmı incelemeye tabi tutulmuştur. Fakat bunlara bakarak daha önceki ve sonraki tarihlerde bu tür yazılmış veya basılmış eserlerin bulunmadığına kanaat getirmek doğru olmaz. Arşivler, kütüphaneler ve münferit şahısların ellerindeki eserlerin tasnifi ve incelemeleri ilerledikçe bu alanda birçok eserin ortaya çıkacağı tahmin edilebilir.

Sefaretname türündeki bilinen ilk vesika Akkoyunlulara gönderilen Taceddin’in raporudur ki, Fatih devrinin son on yılına tesadüf eder. Sefaretnamelerin sonuncusu ise İran’da 1872-1877 yılları arasında elçilik yapan Mehmet Tahir Münif Paşa’nın risalesidir. 1793 yılından itibaren Yusuf Agâh Efendi’nin Londra’ya ilk ikametli elçi olarak atanmasından sonra ise sefaretnameler ve elçilikler hakkında yazışmalarda büyük bir artış görülür. 1

Yabancı ülkeler hakkında en çok sefaretnamenin Avusturya, Fransa, İran ve Rusya hakkında yazıldığı görülür. Bu ülkeleri sırasıyla İngiltere, Prusya, Polonya ve Fas takip eder.2 Osmanlı sefaretnamelerinin 15. yüzyıl sonu ile 17. yüzyılın ikinci yarısı arasında sayı bakımından sadece 3 tane olmasına nazaran 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren sayıları giderek artar. Osmanlılarda sefaretnamelerin sayılarında özellikle Lale devrinden itibaren belirgin bir artış görülür. Bu dönemden sonraki sefaretnameler hacim ve içerik bakımından da değişmeye başlar. Bunun yanında Nizam-ı Cedit döneminden itibaren oluşturulan Avrupai tarzda Osmanlı kurumlarının kurulmasında en çok Osmanlı diplomasisinden istifade edilecek ve 1793’de ilk daimi ikamet elçiliğini açılmasından sonra da sefaretnamelerde içerik, sayı ve nitelik bakımından yeni değişiklikler meydana gelecektir. Daimi olarak gönderilen ilk ikamet elçilerimizden Viyana’ya giden İbrahim Afif Efendi’nin haricindekiler birer sefaretname ikmal etmişlerdir.

Sefaretnamelerde ilgili ülkenin siyasi, idari, askerî, iktisadi ve sosyal yapısına dair izahlar ve analizlerin yapılmış olması elçilerin dikkatli gözlem yapmalarının yanı sıra fikrî ve zihnî kapasitesini de gösteriyor. Seviyeli sefaretname sahiplerinin müteakip yıllarda önemli makamlara getirilmesi bu açıdan dikkat çekicidir. Nitekim daimi elçiliklerin kuruluşundan kısa bir süre sonra Reisülküttablık makamına getirilen Ebubekir Ratib Efendi, Mustafa Rasih Efendi, Mahmud Raif Efendi ve Mehmed Said Galib Efendi gibi şahsiyetlerin her biri sefaretnameleri olan elçiler yahut elçilik maiyetinde bulunan memurlardı. Bilindiği gibi bunlar Avrupa ülkelerinde Osmanlı İmparatorluğu’nu aktif biçimde temsil etmiş olan diplomatlardı.

Sefaretnamelerin hazırlanışı
Sefaretnameleri yapısal olarak incelediğimizde diğer Osmanlı belgelerinde olduğu gibi standart bir metotla yazılmadıklarını görürüz. Sefaretnameler genelde elçinin atanmasından görevini tamamlamasına kadar olan olayların tasviri niteliğini taşır ve sıklıkla birbirini takip eden benzeri olayları anlatır. Sefaretnamelerin hazırlanması sırasında genel olarak takip edilen usul şunlardır:

Başlangıçta sefaretnameleri kaleme alanlar dua ile başlayarak Sultan ve onun ülkesi hakkında methiyeler düzerler. Sonra da elçi tayinine yol açan sebeplerin kısa bir izahı verilir. Genellikle bu kısmın bir özelliği de İstanbul’da elçi için yapılan teşrifat ve törenin tasviridir. Kuşkusuz sefaretnamelerin en önemli bölümlerinden biri de yolculuk ile şayet var ise karantina yapılan yerlerden bahsedilmesidir. Sefaretnamelerin büyük bir bölümü elçilikle mükellef oldukları ülkenin başkentine yapılan yolculuğu, şehre girişleri ve kalışları ve oradaki ilk izlenimleri hakkında çok teferruatlı bilgiler verir. Kral, kraliçe, kraliyet ailesinin diğer mensupları ve o ülkenin diğer devlet erkânı ile yapılan tanışma merasimleri ve buluşmalarını kesinlikle belirtmeden geçmezler. Gidilen ülkenin kültürü kısmındaki anlatımda özellikle de askerî, mali, teknik, politik ve sosyo-kültürel kurum ve sistemler çok önemli bir yer tutar. Bazen bulundukları ülkenin ileri gelen resmî makamları ve o ülkede bulunan başka devletlerin elçilikleriyle yapılan temaslardan da bahsedilir. 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa ülkeleri arasındaki olaylar ve gelişmeler hakkındaki bilgilere de sıkça rastlanır. Zamanla birçok sefaretname bu özellikte olmaya başlamıştır. Elçilik heyetinin İstanbul’a dönüşü ise genel olarak sefaretnamelerin son kısmını oluşturur. Bazıları da dua ile kapanırlar.

Sefaretnamelerin reformlara etkisi
Sefaretnameleri incelediğimizde elçilerimizin genellikle akraba ve hizmetlilerini elçilik maiyetlerine dâhil etmiş olmaları dikkat çekiyor. Bunlardan bilinen ilk şahsiyetler Fransa’ya giden Yirmi Sekiz Çelebi Mehmed ve oğlu Mehmed Said Efendi’dir ki bunları müteakiben bazı elçilerin yanlarında oğulları veya akrabalarından birileri olmuştur. Osmanlı elçileri ile maiyetindekiler, sadece Osmanlı dış politikasına ve hariciyesine damgalarını vurmakla kalmamış, daha önemlisi Avrupa’daki bilim, teknik ve kültürel alandaki birçok yeniliklerin Türkiye’ye girmesine yardımcı olmuşlardır. Mehmed Said Efendi’nin matbaanın kuruluşundaki faaliyet ve rolünü asla unutamayız. Lale Devri olarak bilinen dönem ise Yirmi Sekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin Fransa sefaretinden sonradır ki, bu bize onun sefaretnamesinin o zamanki Türk toplumunu teknik ve sosyo-kültürel sahalarda nasıl etkilediğini göstermektedir.3  Yine Osmanlı İmparatorluğu’na reformlar dönemini açan ve bunu bizzat uygulamaya koyan III. Selim de, Ebubekir Ratib Efendi’nin Nemçe Sefaretnamesi’nden ve bu ülkenin (Avusturya) kurumları hakkında yazdığı takrirlerden büyük ölçüde istifade etmiştir. Nizam-ı Cedit reformlarında layihalara oranla bu sefaretnamenin tesirinin daha fazla olduğunu görmekteyiz. O devirde olduğu gibi, günümüz Türkiye’sinin hariciye politikalarının bir dönüm noktası olarak kabul ettiğimiz siyaset ve kurumlarının Nizam-ı Cedit döneminde ortaya çıkması ve şekillenmesi tesadüf değildir. Artık Osmanlılar, Avrupalıları doğrudan mahallinde tanıyarak, gözlemleyerek ve onların kaynaklarını bizzat kullanarak yabancı dillerde eserler yazmaya başlamışlardır. Bu eserlerin ilki Mahmud Raif Efendi’nin İngiltere’yi anlatan ve o zamana kadar alışılmamış bir tarz ve usulde Türkçe dışında Fransızca yazmış olduğu sefaretnamedir.4  

Sefaretnameler sadece bizim tarihimiz açısından önemli değildir, aynı zamanda elçilerin güzergâhları ile söz konusu olan ülkeler hakkında da bilgi verirler. Sefaretnameler Osmanlı İmparatorluğu’yla, temasta bulundukları devletler arasındaki siyasi, ticari ve kültürel ilişkilerin içerik ve kapsamlarını araştırmaya temel teşkil edebilecek yazılı ve basılı kaynakların en elverişli ve kıymetli olanları arasındadır. Bu eserlere dayanarak dönemlerinde Osmanlıların ilişkide oldukları ve ilgilendikleri ülkelerin siyasi, askeri, sosyal ve ekonomik durumları ve kültürleri hakkında genel veya kısmı tasvirî bilgiye ulaşılabiliyor. Sefaretnameleri yazanların çoğunluğu zeki, uyanık, yetenekli ve bürokrat olarak yetişen kişilerdir. Özellikle 18. asırdan itibaren sefaretnamelerin vermiş oldukları bilgilerin Osmanlıların yabancı ülkeler ve milletler hakkındaki görüş ve düşünceleri üzerinde önemli derecede tesirli bir rol oynadıkları da düşünülecek olursa önemi ve kıymeti bir kat daha belirmiş olur.

18. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu, kurumlarını yenilemek ve tekrar yapılanmak için Batı ülkelerine yönelme eğilimine başladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun yaptığı bu tür atılımlar ve yapılan işler genelde Modernleşme veya Batılılaşma olarak adlandırılır. Bu hareketler üzerinde Batı’nın tesiri inkâr edilemez bir gerçek, fakat bazen etki çok sınırlı olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu, çağının her türlü askerî teknolojisine, bilimine, sanayine ve sanattaki ilerlemelerine sahip olmak istemişti. Bu nedenle sefaretnameler Avrupa ülkeleri hakkında ilk elden bilgiyi içermesi, Sultan ve onun bakanlarına yabancı ülkeler hakkında bilgi veren resmî Osmanlı kaynakları olması açısından önemlidir. Bundan dolayı sefaretnameler Avrupalılar hakkında Osmanlıların doğrudan gözlem ve deneyimlerini içeren raporlarıdır.

Osmanlı diplomasi tarihinin belgeleri
İçerdikleri konular, gözlemleri ve anlatımları bakımından bugünkü görüş ve düşüncelerimize göre bazen pek önemsiz sayılacak gibi görünen bilgiler içermekle beraber sefaretnamelerin dönemleri için olan lüzum ve önemleri küçümsenemez. Yabancı ülkeler hakkında en doğru ve en önemli bilgi kaynaklarının, ara sıra bu ülkelere gönderilen temsilcilerin gördüklerine ve işittiklerine dayanarak yazdıkları sefaretnameler olduğu aşikâr. Sefaretnamelerin, bir kısmı manzum dilde, bir kasidenin içerisinde, resimli ve yabancı bir dilde, layihalar türünde ve her biri kendi zamanları ve mekânları için faaliyetlere ve gözlemlere dayanılarak yazılmış çeşitleri mevcut.

Osmanlı sefaretnamelerinde Osmanlı dış politikası ile diplomasisinin işleyişi hakkında bazı önemli bilgiler yer alır. Özellikle Osmanlı hariciyesinin Osmanlı elçilerinde ne tür vasıflar aradıkları ve elçilikte öne çıkan bilgi ve beceriler neler olmalıdır gibi soruların bir kısmının cevaplandırmasında sefaretnameler bize ışık tutuyor. Elçi adayları ile yanlarında götürdükleri maiyetin durumu da önem arz ediyor. Zira bu kişilerin elçinin yolda hastalanması veya ölmesi durumunda elçilik görevlerini tamamlayabilecek kapasitede olmaları gerekiyordu. Bu bakımdan elçilerin yanlarındaki kâtipler de çok yetenekli gençler arasından seçiliyordu. Bu sebeple sefaretnamelerin bir kısmının elçinin maiyetinde bulunan kâtipler tarafından kaleme alındığı görülür.

Öte yandan belki de sefaretnamelerin en büyük handikabı ilgili ülkede yaptıkları resmî görüşmeler hakkında bilgi vermemeleridir. Bunların Osmanlı diplomasisinin kaynağı olması nedeniyle gizlilik dereceli olan belgeler için kısıtlamalar ve sınırlandırmalar vardı. Sefaretnameleri yazan elçilik heyetleri eserlerinde gizlilik dereceli resmî raporları kaydetmemişlerdi. Zira raporlar resmî talimatları ve muhtemelen de devletin dış siyaseti ile ilgili gizli bilgileri kapsıyordu. Bundan başka, Avrupa’da daimi elçiliklerin kuruluşuna kadar Osmanlı elçileri kısa bir süre için tayin oluyorlardı ve görevlerini tamamladıktan sonra Sultan, Sadrazam ve Reisülküttabla ayrı ayrı görüşerek onlara kendilerinin yapmış oldukları görüşmeler ve gözlemleri hakkında şifahen bilgi veriyorlardı. Sefaretnamelerde verilen bilgiler genellikle düzenli, itinalı ve bir yabancı ülke ile olan ilişkinin özel bir kısmı ile sınırlı oluyordu.

Sefaretnameler, Osmanlı elçiliklerinin diğer ülkeler, özellikle de Avrupa hakkındaki izlenim ve gözlemlerini kapsayan birer seyahatname ve Osmanlı İmparatorluğu’nun sosyal ve kültürel tarihinin bir kaynağı olarak düşünülebilir. Bunun yanında Osmanlı reformlarının Batı standartlarına göre tanzim edilmesinde bir kaynak, Osmanlı İmparatorluğu ile Batı arasında kültürel tesir tarihinin yazılı belgeleri ve Babıâli ile yurt dışındaki temsilcileri arasındaki normal yazışmaların bir koleksiyonu olan diplomatik kaynaklardır.

Sonuç olarak bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere sefaretnameler, Osmanlı diplomasi tarihi için ana kaynaklarından biri olarak kabul edilebilirler. Her ne kadar onlar kendi zaman ve mekânları için Osmanlı diplomatik kural ve protokolünün sadece bir kısmını izah ederlerse de, Avrupa toplumunun tasvirini sağlayarak Osmanlı devlet erkânını Batı’daki gelişmelerden haberdar eder ve bir bütün olarak da Osmanlıların Avrupa’ya karşı olan tutumlarını sergilerler. Aynı zamanda bu eserler vasıtasıyla birçok diplomatik ve teknik terimin nasıl ve ne zaman ülkeye girmeye başladığı görülüyor; Doğu ve Batı arasındaki etkileşimin gelişme süreci hakkında da bilgi sahibi olunabiliyor. Bunlara ilaveten sefaretnameler içerdikleri konular bakımından Osmanlı zihniyetindeki değişimin de birer göstergesidir.

Kaynakça:

1 Bu tür çalışmalar için bakınız; M. A. Yalçınkaya, The First Permanent Ottoman Embassy in Europe:The Embassy of Yusuf Agah Efendi to London (1793-1797), İstanbul 2010 ve E. Kuran, Avrupa’da Osmanlı İkamet Elçilerinin Kuruluşu İlk Elçilerin Siyasi Faaliyetleri, Ankara, 1968.  
2 Sayısal olarak değerlendirdiğimizde Avrupa ülkelerinde: Fransa 7, Avusturya 9, Rusya 8, İsveç 3, Prusya 3, İngiltere 3, İtalya 1, İsveç 1, Macaristan 1, İspanya 1; Asya ve Afrika ülkelerinde: İran 7, Akkoyunlu 1, Hindistan 1, Buhara Hanlığı 1, Fas 2 sefaretnameye konu olmuştur. Diğer bir ifade ile bu 49 sefaretnamenin %67’si Avrupa; % 33’ü de Asya ve Afrika ülkeleri ile alakalıdır.
3 Bu sefaretnamenin ve elçiliğin Osmanlılar üzerindeki tesirleri Göçek tarafından detaylı olarak tartışılmıştır. Bkz. F.M. Göçek, East Encounters West France and Ottoman Empire in the Eighteenth Century, (New York, 1987)
4 Mahmud Raif’in eserinin orijinal adı Journal du Voyage de Mahmoud Raif Efendi en Angleterre écrit par luy même (1793-1797)’dir. Bu yazma Topkapı Sarayı Müzesi, III. Ahmed Kütüphanesi Yazma no:3707.